1 Şubat 2018 Perşembe

Küçük İstiridye

Çiğdem Gündeş'in okuduğum ikinci kitabı ve aynı tadı aldım diyebilirim. Birincisi Yağmur Saçlı Kız (yazısı için tıklayınız 👀) adlı kitaptı ve masalsı anlatımını çok beğenmiştim. Küçük İstiridye de benzer şekilde bir anlatıma sahip. "Bir varmış, bir yokmuş" şeklinde başlayan ve bu tatlı dokunuşu tüm sayfalarda sürdüren hikayeleri seviyorum. Tudem Yayınları'ndan çıkan kitabın resimleyeni Özgür Gücüyener. Resimler bizleri okur olarak alıp denizin görmediğimiz o eşsiz yerlerini gezintiye çıkarıyor. Ayrı bir dünyanın varlığından haberdar ediyor aynı zamanda.

Çiğdem Gündeş aslında basit bir hikayeden yola çıkıyor. Küçük bir istiridye onun kahramanı bu sefer. Denizin diplerinde olan yaşamda bizler kendi dünyamızdan çıkıp yeni ve güzel bir dünyaya geçiş yapıyoruz sanki. Burada yaşayan küçük istiridye olduğu yerde sabit duruyor ve bir işe yaramadığını düşünerek mutsuz oluyor. Bu satırları okurken küçük cadımın ben bir işle uğraşırken zaman zaman "Ama ben bir şey yapamıyorum, bana da bir iş söyler misin ama basit olmayan" sözleri geldi aklıma. Kitabımızın kahramanı da benzer şeylerden şikayetçi. Denizin diğer canlıları istedikleri gibi hareket edebiliyor ve bunun keyfini sürüyor ama küçük istiridye sadece ağzını açıp kapatarak olduğu yerde duruyor ve bundan şikayetçi oluyor. Yanına uğrayan türlü balıklar, deniz kaplumbağası, denizanası ve diğer canlıları izlerken ben de o dünyaya girmek ve gidip küçük istiridye ile sohbet etmek istedim :)

Bir gün bizim istiridyemizin ağzına bir kum tanesi kaçıyor ve sonrasında o tanecik bir inciye dönüşene kadar sürekli hıçkırıklara sebep oluyor. Bu arada hastalandığını düşünen küçük istiridyecik daha da umutsuzluğa kapılıyor. Neyse ki yaşadığı şeyi anlamasını sağlayan bir dostu geliyor yanına ve olanları anlatıyor ona. Meğer bizim istiridyeyi rahatsız eden hıçkırıkların nedeni bir inci tanesinin oluşmasıymış. Bunu duyunca şaşıran ve içine bakan istiridye parlak ve güzel incisini görünce mutlu oluyor. Yazar, evrende her canlının bir işlevi olduğunu ve değerinin kendinden olduğunu söylüyor sanki biz okurlara.

Bana kalsa kitabı tamamen anlatacağım ama tamam yapmayacağım, merakını gidermek isteyenlere fırsat kalsın azıcık değil mi? Sadece şunu söylemem gerekiyor; incilerin biraraya getirilmesiyle oluşturulan kolyenin bir kıza babası tarafından hediye edilmesi çok hoş. Çünkü o kolyeyi takan kız denizin büyüsüne kapılıyor ve o büyüde uykuya dalıyor. Nasıl güzel bir şey değil mi elinize gelenin bir hikayesinin olması. Bu bazen kolye, bazen bir oyuncak veya kalem de olabilir. Mesele ona yakından bakıp, nereden geldiği üzerine düşünmek ve ona göre yaşamak. Örneğin kağıt ve kalemlerin ağaçlardan yapıldığını bilmek ve bunu çocuğa anlatmak, ya da bu kitapta olduğu gibi incilerin hikayesini anlatabilmek. Kısacası yaşama karşı merakımızı korumak ve anlamaya çalışmaktan vazgeçmemek. Sadece içinde yaşadığımız mekanı değil, tüm evreni anlamaya çalışmak. Soru sormak ve sorması için çocukları cesaretlendirmek. Sonsuz merak içindeki çocuğun konuşmasına ve kendi tarihini oluştururken evrenin içinde küçücük bir parça olduğunu anlamasını sağlamak. Yine o küçücük parçanın tıpkı küçük istiridye gibi çok değerli ve kıymetli olduğunu gösterebilmek, daha doğrusu hissettirebilmek. Belki o zaman güzelim dünyayı daha yaşanabilir hale getirebiliriz ve ondaki eşsiz güzellikleri görebiliriz. Kaleminize sağlık Çiğdem Gündeş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder