9 Ocak 2018 Salı

"Özel Yetenekli Çocukların Psikolojisi" Kitabının Yazarı Marilena Z. Leana Taşcılar 'oğlak sohbetleri'nde :)

Akademik çalışmalarını özel yetenekli çocuklar alanında yürüten Yrd. Doç. Dr. Marilena Z. Leana Taşcılar "Bizim amacımız ilgi uyandırmak olmalı, gerisi de elimizden geldiğince imkan sunmak." diyor. İstanbul Üniversitesi'nde görevli olan akademisyen kendi öğrenciliğine döndüğünde saygı ve sevgiyle andığı öğretmeni için de "....ona sorduğum hiçbir soruyu cevapsız bırakmadı ve en önemlisi her zaman için içimdeki merak duygusunu daha da alevlendirdi… " sözlerine yer vererek aslında çocukla muhatap olan (eğitimci, ebeveyn vb) herkese de önemli bir mesaj veriyor. Anne ve babaların çocuklarının hayatındaki en büyük şans olduğunu düşünen Taşcılar ile yaptığımız sohbetin devamına gelin siz de dahil olun :)

Saadet: Marilena hanım hoş geldiniz “oğlak sohbetleri”ne. Oldukça özel ve önemli bir konuda çalışmalar yürütüyorsunuz. Aynı zamanda pek çok ailenin çıkmazda olduğu konularda onlara yardımcı olmaya gayret gösteriyorsunuz. Biraz kendinizden ve çalışma alanınızdan bahseder misiniz?
Marilena: 2002 yılında Türkiye’de ilk defa Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Özel Eğitim Bölümü bünyesinde Üstün Zekalı Çocukların Eğitimi anabilim dalını ve bu sayede bu çocuklara özel öğretmen yetiştirmeyi hedefleyen ve bu hedefe ulaşan bu alanın ülkemizde gelişmesinde önemli bir rolü olan Prof. Dr. Ümit Davaslıgil’in öğrencisiyim. Dolayısıyla ben de 2002 yılından beri, üstün zekalı çocukların tanılanması, psikolojileri ve eğitimleri ile ilgili çalışmalar yürütüyorum. Doktoramı tamamladıktan sonra TİNÇEL Vakfı’nın bursunu kazanarak 6 aylığına Amerika Birleşik Devletleri’ne gittim ve orada öğrenme güçlüğü olan çocukların eğitimleri ile ilgili yapılan çalışmalara katıldım. 2013’te ise YÖK bursu ile 1 yıllığına Almanya’ya gittim ve orada üstün zekalı çocuklar hakkında Prof. Dr. Albert Ziegler ile ortak çalışmalar yapma fırsatı buldum. Oradaki çalışmalarımızdan bir tanesi Almanya’da yaşayan Türk ailelerini üstünlük hakkında bilgilendirmek/bilinçlendirmekti. Akademik anlamda hayatımın en iyi ve doyurucu yılıydı diyebilirim.

Saadet: Nedir üstün zekalı çocuk tanımı? Hangi özellikleri belirgindir? Bir aile nasıl anlayabilir çocuğunun özel eğitime ihtiyaç duyduğunu?
Marilena: Aslında net bir tanım ortaya koymak oldukça zor. Farklı uzmanlar, farklı bakış açılarına göre farklı tanımlıyorlar. Bu nedenle de şu anda bir kavram karmaşası da var aslında ülkemizde üstün zekalı, özel yetenekli, yüksek potansiyelli vs…. biraz klasik bir deyiş olacak ancak her anne-baba kendi çocuğunu özel yetenekli/üstün zekalı olduğunu ve yaşıtlarından daha farklı olduğunu düşünür. Bunda elbette bir gerçeklik payı da vardır, yani her çocuk bir diğerinden çok farklıdır. Ama üstün zekalı çocukların bu farklılıkları sadece tek bir alanla sınırlı kalmaz. Bebeklik dönemlerinden itibaren farklı gelişim alanlarında (dil gelişimi, kaba motor, ince motor vs…) bu farklılıklarını özellikle yaşıtlarına göre daha erken göstererek dikkat çekerler. Örneğin konuşmaya ya da yürümeye yaşıtlarından daha erken başlayabilirler. Erken gelişim üstün zekalı/özel yetenekli çocukların fark edilmesi için dikkat çeken bir boyuttur ama elbette tek boyut değildir.

Saadet: Anladığım kadarıyla anlama ve algılama şekilleri farklı olan çocuklar var elimizde. Peki bu çocukları anlayacak öğretmenler var mı? Eğitim Fakültelerinden mezun olan öğretmen adayları “özel eğitim” konusunda yeterli donanımla mezun oluyorlar mı?
Marilena: Son birkaç yıldır, özel eğitim alanında ülkemizde büyük değişiklikler meydana geldi. Öncelikle üstün zekalı çocukların öğretmenlerini yetiştiren bölümler artık genel özel eğitim öğretmenliği adı altında birleştirildi. Bu programda okuyan öğretmen adayları seçecekleri derslere göre istedikleri alanda uzmanlaşacak. Ancak bu seçmeli derslerin sayısı oldukça az diyebiliriz. Bu da elbette bu alanda ihtiyaç duyulan üstün zekalı çocukların öğretmenlerin sayısını ve niteliğini etkileyecektir. Öğretmen olmak başlı başına zor ve özverili bir iş, özel yetenekli çocukların öğretmenlerinin en başta duyarlı olmaları ve bu öğrencileri farkedip anlamaları ve onların ufuklarını açmaları gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla bu sadece bilgi birikimine sahip olmakla sağlanacak bir durum değil. Fakültemizde bu nedenle genel anlamda duyarlı öğretmenler yetiştirmeye çabalıyoruz.

Saadet: Etraftan duyduğumuz kadarıyla yaramaz, yerinde duramayan, öğretmeni ve otoriteyi kabul etmeyen çocuklar üstün zekalı olabiliyor. Elbette eşlik eden başka özellikler de bulunuyor. Ancak genelde aileye şikayet edilen, kibarca veya kaba haliyle başka bir okulda eğitim almasının çocuk için daha iyi olduğunu söyleyen okullar ve yöneticiler var karşımızda. Dolayısıyla aile için de zor bir durum söz konusu ama önce çocuğun bu etiketlenmelerden nasıl etkilendiğini merak ediyorum. Çocuk için ve aile için nasıl bir süreç var karşılarında?
Marilena: Etiketleme çok hassas bir konu, dolayısıyla çok dikkatli olmak gerekiyor. Öncelikle şüphe edilen tanılamaların doğruluğundan emin olmalıyız. Daha sonra da öğrencinin kuvvetli ve zayıf yönlerini belirlemeye ve bunlar üzerinde gerekli eğitimsel düzenlemeleri yaparak öğrenciye ulaşmaya ve potansiyelini gerçekleştirmeye yardımcı olmamız şart. Tüm bunları önemseyen ve öncelik olarak gören bir okul kültüründe zaten etiketlemenin avantaj ve dezavantajlarından bahsetmekten ziyade öğrenciye nasıl destek olunabileceği tartışılacaktır. Önemli olan da bence bu. Çünkü biz biliyoruz ki destekleyici çevre, başarının ve mutluluğun en önemli bileşenlerinden biridir.

Saadet: Üstün zekalı çocuklar belirgin şekilde gösterir mi her zaman zekalarını? Örneğin “Deha” filmindeki küçük kız belirgin bir şekilde gösteriyordu zekasını ve okuldaki ilk günden itibaren fark ediliyordu. Peki sahiden genelde böyle midir? Yoksa güdülenememe, hiperaktivite veya dikkat eksikliği de eşlik eder mi üstün zekalı çocukların sorunlarına?
Marilena: Üstün zekalı çocukların farklı profilleri olduğunu unutmamak gerekiyor. Tüm çocuklar bir olmadığı gibi tüm üstün zekalı çocuklar da bir değildir. Farklı özelliklere sahip olabilirler. Kimisi ilk günden kendini belli eder, kimisi içine kapanıktır kimsenin onu farketmemesini tercih eder. Kimisi kendini kontrol eder, kimisi dürtüsel davranır ve kimisinin de nörolojik ya da psikolojik başka sorunları da yüksek zekasına eşlik eder. Bu durumda karşımıza iki kere farklı öğrenciler, hem üstün hem de öğrenme güçlüğü ya da hiperaktivite vb. sorunları olan çocuklar çıkar. Ancak bu her üstün zekalı çocukta karşımıza çıkacak diye bir genelemeye ulaşmamızı da sağlamaz. Üstün zekalı çocuğun eğitiminde yeteri kadar ilgisine, kavrama hızına ve bulunduğu seviyeye uygun düzenlemeler yapılırsa güdülenme sorunlarının üstesinden gelinecektir. Ancak diğer sorunlar nörolojiktir ve kimi zaman medikal destek kaçınılmazdır.

Saadet: Cinsiyet faktörünün zekayı kullanmadaki etkisini de merak ediyorum. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Kız çocukları ile erkek çocuklarının davranış şekilleri farklılık gösteriyor mu üstün zekalılarda? Olayın biyolojik tarafından ziyade kültürel kısmıyla da ilgili aslında merak ettiklerim. Cinsiyetçiliğin hemen her alanda yeniden inşa edildiği bir toplumda olmak üstün zekalı kız çocuklarının yapabilirliklerini engelliyor mu örneğin?
Marilena: Üstün zekalı kız çocuklarının fark edilmesi ve desteklenmesi hemen hemen her toplumda biraz daha zor. Özellikle fen ve matematik alanlarında çok fazla cesaretlendirilmemeleri onların isimlerinin nadiren önemli bilimsel projelerde yer almasına neden oluyor. Aslında bunun için yapılması gereken çok şey var. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki farklı davranmalarını öğreten aslında biziz ve en başta anne babalar. Çünkü kendi önyargılarımızı daha küçük yaşlardan biz onlara empoze ediyoruz. Kadın itfaiyeci olmaz diyoruz mesela, oyuncak seçimlerini ona göre yapıyoruz. Oysa oyuncaklar zeka gelişimi için çok önemli ve erkekler daha çok mekanik oyuncakla oynamaya teşvik edildiği için daha o yaşlardan mekanik işlerde kızlardan sanki daha iyilermiş gibi algılıyoruz. Oysa hangi yetenek alanını beslersek bir anlamda o gelişiyor. Kızlar daha sosyal diyoruz mesela, ama daha bebekken ellerine bebekleri ve evcilik malzemelerini vererek bu yönlerini geliştiren yine biziz. İşte anne babaların bunların farkında olması gerekir.

Saadet: Anne ve babanın farkındalığı çocuğun sahiden de en büyük şansı mıdır? Ebeveynlerin bu konuda neler yapmalarını önerirsiniz?
Marilena: Ben kesinlikle öyle olduğuna inanıyorum. Çocuğunu objektif gözlemleyebilen anne baba çocuk için en büyük şanstır. Benim gördüğüm genellikle anne babalar kendi gerçekleştiremedikleri hayalleri çocukları üzerinden yaşıyorlar ve onların gerçekleştirmesini bekliyorlar. Oysa anne babaların iyi gözlemci olup çocuklarının gerçek ilgi ve yetenek alanlarını gözlemleyip onları beslemeleri gerekir diye düşünüyorum.

Saadet: Geçenlerde bir aile ortamında emekli bir öğretmen dedi ki; “Bir çocuğun zeki olup olmadığını ona sorulan sorulara verdiği yanıtlardan ziyade, onun size sorduğu sorulardan anlayabilirsiniz.” Bu doğru mu sahiden? Sizce eğitim hayatı çocuğun soru sormasına elverişli mi? Çocukların hangi alanda olursa olsun, kendi yeteneklerini fark edebilmeleri için ne yapmak gerekir mesela?
Marilena: Sorgulamak, soru sormak ve bunların altında yatan merak duygusunu köreltmemek tam tersi olabildiğince teşvik etmek gerekiyor. Bu aynı zamanda eleştirel düşünmenin de en önemli boyutlarından bir tanesi. Bunu sınıfta çok iyi yapan öğretmenlerin olduğunu biliyorum. Kendi yeteneklerini fark edebilmeleri için biraz maymun iştahlı olmalarına müsaade etmek gerek. Örneğin çocuk gitar çalmayı denemezse, piyano çalmayı denemezse, eline keman almazsa bunların hangisini daha çok seveceğini dahası sevip sevmeyeceğini bilemez. Bizim amacımız ilgi uyandırmak olmalı gerisi de elimizden geldiğince imkan sunmak.

Saadet: Özel eğitim, disleksi, zeka geriliği veya üstün zekalılarda olduğu gibi normalin dışında öğrenme içinde olanlar için uygun görülüyor. Dolayısıyla aslında toplumun geneline göre normalin dışında oldukları için de oldukça dezavantajlı bir durumdalar. Sizce üstün zekalı çocukların okul hayatlarında genelde başarısız olmalarının nedenleri nelerdir?
Marilena: Başarısızlığın pek çok nedeni olabilir. Üstün zekalı çocuklar ihtiyaçları karşılanmadığı ve merakları giderilmediği için bir noktadan sonra okula ve öğrenmeye karşı motivasyonlarını kaybedebilirler. Buna biz beklenmedik başarısızlık diyoruz. Ama başarısızlığın nörolojik bir nedeni de olabilir (dikkat dağınıklığı gibi) psikolojik bir nedeni de olabilir (anne babanın boşanma sürecinde olması gibi). Normal şartlarda eğitimsel olarak ihtiyaçları karşılanan, duygusal sosyal olarak sorun yaşamayan, sorduğu sorulara yanıt bulabilen üstün zekalı bir öğrencinin başarısız olması için bir neden yoktur.

Saadet: Editörlüğünü yaptığınız Özel Yetenekli Çocukların Psikolojisi adlı bir kitabınız çıktı Nobel Yayıncılık’tan. Biraz kitabınızdan ve amacından bahseder misiniz?
Marilena: Kitabımızın birkaç tane amacı var. Bunlardan ilki akademik çalışmaların ve bu alanda yazılan tezlerin sadece teoride kalmaması ve pratikte bu bilgilere ihtiyaç duyan eğitimci ve ebeveynle buluşmasıdır. Bir diğer amacı da öğretmen adaylarına özel yetenekli çocukların sadece eğitimlerinin değil psikolojilerinin de önemli olduğu konusunda farkındalık kazandırmaktır. Yazarların çoğu benim yüksek lisanstan tez öğrencilerim. Kendi çalışmalarının diğer insanlar için ne denli önemli olduğunu görmek onların ileriki akademik yaşantıları için de büyük önem taşıyor. Bu konuda onları motive etmek de amaçlarımdan bir diğeriydi. Son olarak kitabımızın kapağından da biraz bahsetmek istiyorum. ‘Yeryüzüne düşen ilk tohum’ isimli çalışma yetenekli minik Asya Erdoğa’nın kaleminden çıkmış bir resim. Asya resim konusunda çok yetenekli ve bence böyle bir kitabın kapağı da böyle bir yeteneğin elinden olmalıydı. Bu konuda ailesine Asya’nın resimlerini benimle paylaştıkları için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. İkisi de farkındalığı çok yüksek insanlar ve Asya’nın yeteneğini daha 2 yaşındayken, anne balığın içinde/karnında çizdiği bebek balığı gördüklerinde farkettiler. Ve Asya’nın bu yeteneğini geliştirebilmesi için de hala ellerinden geleni yapıyorlar.

Saadet: Sizi bu alanda çalışmaya iten sebep nedir? Nasıl karar verdiniz özel eğitim alanında özel yetenekli çocuklar için çalışma yapmaya?
Marilena: Biraz tesadüf, biraz kader… İstanbul Üniversitesi’nde psikolojik rehberlik ve danışmanlık bölümünde okurken çeşitli derslerde özel eğitim gerektiren çocuklarla ilgili deneyimlerimiz ve stajlarımız olmuştu. Son sınıfta Prof. Dr. Ümit Davaslıgil’in üstün zekalı çocuklar ve eğitimi adında bir dersi vardı. O derste bize AÇEV ile ortak bir proje yapacağını ve gönüllü olanlarımızın destek verebileceğini söyledi. Yanımdaki arkadaşım dürttü ‘bu tam sana göre, üstün zekalılarla çalışman için fırsat mutlaka katıl’ dedi. Böylece Ümit Hoca beni daha yakından tanıma fırsatı buldu ve bölümü kurmaya karar verdiğinde de orada asistan olup olmak istemediğimi sordu (sanırım bunda fakülte birincisi olarak mezun olmamın etkisi de olabilir). Ben de daha sonra kadroya başvurdum, o zamanlar bizim bölümde henüz yüksek lisans ve doktora programları olmadığından psikoloji bölümüne başvurdum. Tezlerimde üstün zekalı çocukların planlama becerileriyle ilgili çalışmalar yaptım, Prof. Dr. Sevtap Cinan bu konuda beni her zaman çok destekledi, her iki tezimin de danışmanlığını üstlenerek bana her zaman yol gösterdi. Olduğum yerden ve yaptığım işi yapıyor olmaktan inanılmaz keyif alıyorum. Çok doğru bir karar vermişim diyorum.

Saadet: Akademide olmak ve çocuklar adına olumlu şeylerle uğraşmak sizde en çok hangi duyguyu yaratıyor?
Marilena: Ben işimi severek yapıyorum. Tek bir amacım var; bu çocukların fark edilmesini sağlamak ve bu konuda toplumu (anne-babaları, öğretmenleri ve öğretmen adaylarını) elimden geldiğince bilinçlendirmek. Akademik anlamda da bu çocukları daha iyi anlayabilmek adına güvenilir bilimsel çalışmalar yapmak. Bu konuda hem heyecanlı hem de umutluyum.

Saadet: Biraz kendi çocukluğunuzdan bahseder misiniz? Ailenizde size en iyi gelen davranış şekli neydi mesela?
Marilena: Beni desteklemeleri… İlk başta bazı konularda beni çok ciddiye almasalar bile sonrasında benim gerçekten istediğimi görünce sonuna kadar desteklemeleri. Buna şöyle bir örnek verebilirim sanırım. 10-11 yaşlarımdayken gitar çalmaya heves etmiştim. Bana bir gitar almalarını çok istedim, ilk başta almadılar sonra ben ısrar edince en ucuz gitarlardan birini aldılar. Sonra ben kendi kendime besteler yapmaya başladım ve dönem sonu gösterisinde onlara söylemeden çaldım. O günden sonra bana hem daha iyi bir gitar aldılar hem de eğitim almam için bir gitar hocası buldular. Anne-babanın desteği çok kıymetli…

Saadet: Eğitim hayatınızda ve özellikle ilköğretim döneminde “iyi ki bu öğretmen veya bu davranış ile karşılaştım” dediğiniz kişi ve davranış nedir?
Marilena: Ben sanırım şanslı bir ilköğretim dönemi geçirdim. Okulumuzun mevcudu oldukça azdı, ancak bunun da ötesinde 4.sınıfta okurken bize yeni gelen bir öğretmen kulakları çınlasın saygıdeğer Marika Haçu, ona sorduğum hiçbir soruyu cevapsız bırakmadı ve en önemlisi her zaman için içimdeki merak duygusunu daha da alevlendirdi… Daha o zamanlarda bana ‘okulumuzun küçük bilim insanı’ derdi… Öğretmenlerin çocuklar üzerinde böyle bir etkileri var ve bu bilimsel olarak da kanıtlanmış bir durum. Buna biz Pygmalion etkisi diyoruz. Kısaca özetlemem gerekirse Pygmalion Yunan Mitolojisindeki bir heykeltıraş. Bir gün öyle güzel bir kadın heykeli yapıyor ki, ona aşık oluyor. Mit bu ya, Tanrılar da onu mutlu etmek için heykeli gerçek bir kadına dönüştürüyorlar. Bir nevi kendini gerçekleştiren kehanet… Rosenthal ve arkadaşları da bu hikayeden esinlenmiş olacaklar ki sınıfta buna benzer bir deney yapmaya karar veriyorlar. Ve şunu fark ediyorlar sene başında öğretmenlere sınıflarındaki çocuklara zeka testi yapacaklarını ve hangi çocukların başarılı olma ihtimallerinin olduğunu paylaşacaklarını söylüyorlar. Ancak yaptıkları değerlendirme bir zeka testi değil, öğretmenleri bilerek yanlış bilgilendiriyorlar yani… Sene sonunda fark ettikleri ise şu oluyor: öğretmenlere zeki dedikleri çocuklar daha başarılı oluyor diğerlerine göre. Yani öğretmenin yaklaşımı, çocuğa inanması çok önemli. Şimdi geriye dönüp baktığımda öğretmenimin öngörülü olduğunu değil, aslında benim geleceğime, bana inanarak, taa o zamandan yön verdiğini görüyorum. Bu nedenle ona ve hayatımda önemli etkisi olan birkaç öğretmen ve hocama adadım Özel Yetenekli Çocukların Psikolojisi kitabımızı…Onların emekleri karşısında az bile…

Saadet: Çok teşekkür ederim sohbetimize katıldığınız için

2 yorum:

  1. bilgileriniz ve hoş sohbetiniz için cok tesekkur ederim.

    YanıtlaSil