27 Kasım 2017 Pazartesi

Puf, Pufpuf, Cuf, Cufcuf ve Cino

Elimde Can Çocuk Yayınları tarafından basımı yapılan, Sevim Ak'ın kaleminden çıkmış bir kitap var. Eğer içinize sevgi dolsun istiyorsanız veya yoğun bir günün sonundaysanız mutlaka tavsiye ederim. İyi gelecektir diyaloglar. Bir kazın sevgisinin peşinden giderken uğradığı dönüşümü izlerken dudağınızın kenarına bir tebessüm konacaktır emin olun. Behiç Ak'ın çizimlerini de seviyorsanız demeyin keyfinize. Çünkü Sevim-Behiç Ak ortaklığı hakim kitaba.

Sosyal medyada bir iletinin altına Hafize Güner bu kitaptan bir alıntı ile yanıt vermişti. Ben de açıkçası merak edip, bu sefer küçük cadıma değil de kendime aldım bu kitabı kütüphaneden. İyi de yapmışım. Teşekkür ederim bu güzel öneri için Hafize Güner :) Sevginin türü olmadığını bizlere çocuk edebiyatı ile gösteriyor Sevim Ak. Öyle zarif bir dokunuş bırakıyor ki hayata, ister istemez en katıksız sevgiyi yaşadığımız zamanlara gidiyoruz. En azından ben sıkça çocukluğuma gittim kitabın sayfalarında. Çocukken kısa yaz tatillerinde köy yaşamını deneyimlemiş ve hayvan sevgisini derinden yaşamıştım. Oğlakları, danaları, köpekleri sevmiştim istediğim gibi. Keçi sağmışlığım var mesela. Şimdi hepsi güzel birer anı olarak kaldı bana. Şehre dönüp de pazara gittiğimiz bir gün nedense ben ve erkek kardeşim (11 ay büyük oluyor benden), ağlayıp civciv istemiştik annemden. Normalde bir şeyin alınması için böylesine direttiğimizi pek anımsamıyorum. Annem iki tane civciv aldı ve benimki tavuk oldu. Her gün gider onu severdim ve o da bu sevgiye kafasını kolumun altına sokup kucağıma girerek karşılık verirdi. Görenler çok şaşırırdı bu duruma ama benim ve tavuğum için normaldi bu sevgi. Sevim Ak'ın kahramanı kazı da okurken bu anlar geldi gözümün önüne. Kaz koşarak sevdiği kişi olan Bo adlı adamın kucağına girerken hiç şaşırmadım ve abartılı bulmadım bu manzarayı. Sevginin sadece tek türe hapsedildiğini düşünenler anlayamayabilir bu durumu.

Sevimli kaz bir çiftlik evinde yaşıyor ama meğerse aklı fikri bir program yıldızı olan Bo'daymış. Berta adındaki aşçının yanına da onun açtığı tv.kanalında Bo'yu görebilmek için yanaşırmış. Birgün Bo'nun hastalandığını ve programa ara verdiğini duyunca kaz paniklemiş ve onun karşısına çıkma kararı almış. Yumurtasını yanına alıp Bo'nun evine doğru yola düşmüş. İlginç ve sevimli bir hikaye değil mi sizce de? Kazımız istediğine ulaşıp Bo'nun kapısına dayanıyor ve ona hediyesini veriyor. Ancak bir süre kendisiyle ilginen Bo, onu bahçeye bırakınca bizim sevimli kaz üzülüyor. Çünkü hayalinde evin içinde ve Bo'nun yanında yaşamak var. Bu arada kendisini izleyen iki güzel dostu oluyor kazın. Bir tanesi kuş, diğeri de köpek. Köpek çok alışık olduğumuz bir uyarıda bulunuyor kaza ve diyor ki; "Bir kaz bir insanla ne kadar anlaşabilir? Ne yaşamları benzer ne dilleri. Kaz en iyi kazla, köpek en iyi köpekle, insan en iyi insanla anlaşır." İçimizi acıtıyor elbette köpeğin söyledikleri ama kaz bu sözleri, kurduğu dostluklar ve biriktirdiği sevgi ile çürütüyor. Bu arada çiftlikte kazı bulamayan Berta da ortalığı birbirine katıyor ve gazeteye kayıp ilanı veriyor.

Bizim sevimli kaz kendisini geliştirerek Bo'ya yeteneklerini sergiliyor ve onun televizyon kanalına çıkmayı başarıyor. Sıradan olmayı sevmiyor bu kaz. Sürekli araştırıyor, kurcalıyor ve yeni şeyler keşfediyor. Yaşamın, sevginin ne olduğunu öylesine güzel gösteriyor ki kaz, biz de onunla birlikte heyecanına ortak oluyoruz. Berta da izliyor o programı ve soluğu Bo'nun kapısında alıyor. Kazı aldığı gibi çiftliğe geri dönüyor. Ancak kaz, yemeden içmeden kesiliyor ve hastalanıyor. Veteriner de kazın mutsuz olduğunu ve bu nedenle hayata küstüğünü söylüyor. Bunun üzerine Berta kazı serbest bırakıp, istediğini yapması için özgür bırakıyor onu. Kaz da soluğu yine Bo'nun evinde alıyor. Bo da çok mutlu oluyor kazın yeniden yanına gelmesine. Elbette kuş ve köpek de.

Sevim Ak benim kısaca bahsini geçtiğim konuları oldukça güzel mesajlarla dolduruyor. Örneğin sevmenin bağımlı olmak değil de, özgür bırakmak olduğunu gösteriyor okura. Yaşamın her anını dolu dolu geçirmenin ve kişinin kendini geliştirmesinin mucizevi yanına değiniyor. Karşımızdaki kaz sıradan olmayı reddediyor. Diğer tüm kazlar gibi tamamlamak istemiyor ömrünü. Yapamazsın denilen her şeyi yapıyor ve kendi kaderinin iplerini alıyor ellerine. Öylesine güzel diyaloglar sürüyor ki, gönlüm her çocuğun bu kitapla tanışmasından yana. Sonunda bir kaz daha alınıyor bizim kazın yanına ve arkadaş olmaları bekleniyor. Birbirini besleyen ve geliştiren bu ikilinin üç tane yavrusu oluyor ve bilin bakalım devamında ne var? Hepsini ben söylemeyeyim de siz alıp keyfine varın kitabın. Sadece kazın okur olarak bana iyi geldiğini, yaşamdan yana tavrının içimi mutlulukla kapladığını belirtmek isterim. İsteklerinin peşinde giden, çalışan, yılmadan hep çabalayan kazın enerjisi bulaşsın hepimize o zaman :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder