2 Ekim 2017 Pazartesi

Dört Yapraklı Yonca ve Zeynep Cemali Öykü Yarışması

Aklıma başka türlü bir başlık gelmedi bu kare karşısında. Evet tam da uğuruna inandığımız ve hayatımızın bir döneminde hepimizin eğilip de uzun uzun aradığımız dört yapraklı yonca işte karşımızdakiler. 2017 yılı Zeynep Cemali Öykü Yarışması'nda ödül alan dört genç yazarımız. 6.7 ve 8.sınıf öğrencilerinin katılabildiği yarışmada Zeynep Cemali'nin kitaplarından bir cümle seçiliyor ve o cümleyi ifade eden bir kelime tema olarak belirleniyor. Bu yıl 7.si yapılan yarışmada Rüzgar adlı öyküsü ile Asya İnce, Denizlerin Avcıları adlı öyküsü ile Ekin Toygur, Kuyu adlı öyküsü ile Fatma Vural ve Süzcüklerin Dayanışması adlı öyküsü ile Pelin Biçen ödüllerini aldı.

7. Zeynep Cemali Edebiyat Günü ile ilgili yazı blogda yer alıyor zaten. Dolu dolu bir gün geçirmemize sebep olan Günışığı Kitaplığı'ndaki tüm emek sarfedenlere tekrar teşekkür ediyorum. Ancak bu yazı sadece dört yapraklı yonca ile ilgili. Her öyküyü merakla okudum. Asya İnce'nin küçücük yaşına karşılık Rüzgar adlı öyküsünde ölüm, dayanışma, yalnızlık, dostluk gibi kelimelerin nasıl da içini doldurduğunu gördüm hayranlıkla. Kendi ifadesiyle "Kaybolduğumu anladığımda kalemi elime aldım. Kaybolmak güzeldir; aklını toplayamazsın, yönünü bilemezsin, yaşarsın sadece. Bir rüzgar gelip tüm rüyaları uçurmuştu ve geriye sadece ben kalmıştım, bir kaç tane de kanadı kırık kelime." diyor Asya İnce. Sonra da hikayesine geçiyor ve tüm kanadı kırık kelimeleri nasıl da ustalıkla onardığına bakıyorsunuz. Sadece kelimeleri değil ruhumuzu da yeniliyoruz yazarken sevgili Asya. Ayrıca sen en güzel kucaklamayı ve ödülü Gülten Dayıoğlu'ndan aldın zaten. Öykünü okuduğumda sahnede seni ve Gülten Dayıoğlu'nu izlerken gözlerimin dolması boşuna değilmiş dedim. Ne diyelim sorumluluğun fazla ama öykünden belli ki senin için en güzel uğraşlardan birisi olmaya devam edecek yazmak. Bir cümlesi özellikle ilgimi çekti öyküde Asya'nın; o da: "Oysa ki delirmek, yaşamaya verilebilecek en güzel tepki"ydi. Diğer öykülerle birlikte bunda da hissettiğim aslında çocukların hayatı gayet net ve çıplak olarak anladığıydı. Anlıyorlar ve bu sözlerinde, yazılarında belirginleşiyor işte. Ülke ve dünyaki yaşadığımız tüm sancılar ve güzellikler akıyor sanki kalemlerden/klavyelerden.

Denizlerin Avcısı
İkinci öykü ise Ekin Toygur'un Denizlerin Avcıları adını yaşıyor. Bu öyküde de hem Ekin'in hayal dünyasında geziyor hem de hayal kurmanın güzelliğini bir kez daha keşfediyoruz. Tam da Behiç Ak'ın dediği "Büyükler olarak sınıfta kaldık" sözünü gösterircesine bir küçük kız çocuğunun tepkisi ile mutluluk buluyoruz bu öyküde. Safderun Hasan ile Pinti Hüseyin'in fantastik öykülerini dinleyen ve olumsuz tepkiler veren insanlar dağılınca mutsuz olan ikilinin yanına küçük bir kız çocuğu geliyor ve "Bugün anlattığınız hikaye, Sirenler... Gerçek miydi?" diye soruyor. Ekin ile birlikte masalların, mitolojilerin, fantastik edebiyatın güzelliğini bir kez daha fark ediyoruz. Küçük kızın inancı ve isteği ile umudu yakalıyoruz bir başka yönüyle de. Eğer devam ederse, Ekin'in düşünme ve yazma sürecinin keyifli okumalara ortam hazırlayacağını hissediyorum. Büyükler olarak ancak öykülerin diliyle rahatlayabiliyoruz ve yine Behiç Ak'ın söylediği gibi "Gizli gizli veya açık açık çocuk kitabı okuyan büyükler var" cümlesindeki bir kişi olarak itiraf ediyorum; evet okuyorum ve bundan mutlu oluyorum.

Kuyu
Bir diğer öykü ise Fatma Vural'ın kaleminden çıkıyor. Fatma sahnede oldukça heyecanlıydı ve öğretmeni de öyle. O hali ile bu sahnede olmasına ayrıca mutlu olduklarımdan. Kuyu'nun öyküsü tanıdık. Hatırlarsınız bir köpek kuyuya düşmüştü ve çıkarılması için bir sürü insan seferber olmuştu. Haberlerden izlediğimiz görüntülerde köpek kurtulunca hepimiz mutlu olmuştuk ve bayram havası esmişti. Fatma hikayeyi tersinden anlatıyor bize öyküsünde. Köpeğin ağzından ve dünyasından sesleniyor okura. O zaman da düşünmüştüm, şimdi de düşünüyorum aynı şeyi; bizler çözemediğimiz sorunlar karşısında ufacık sorunu çözmekle azıcık da olsa rahatlıyoruz. Onca insanın öldüğü bir dönemde köpeğin kurtulması,en azından onun kurtulması ve yaşaması ve üstelik bunun tam bir dayanışma içinde yapılabilmesi bizlere bir umut parçası bıraktı. Tıpkı Fatma'nın öyküsünde olduğu gibi. Umuda ihtiyacımız var ve onu kimse bize sunmuyorsa kendimiz üreteceğiz diyor sanki Fatma. Üretiyor da; hem varlığı hem de cümleleri ile.

Sözcüklerin Dayanışması
Yarışmada ödül alan son öykü ise Pelin Biçen'e ait. Sözcüklerin Dayanışması'nda bence oldukça güzel bir sorgulama ve muhakeme yeteneği var. Varolanı olduğu gibi kabul etmiyor Pelin ve bu öyküsüyle de bunu gösteriyor. Öncelikle hemen belirtmeliyim ki iyi bir okur olarak yazdığını düşünüyorum Pelin'in. İyi ki de öyle, yoksa bunca söz ve kavram öyküye konu olmazdı/olamazdı. Öyküde farklılıkların biraradalığı da inceden inceye işleniyor. İyinin olması için kötüye ihtiyaç duyduğunu, siyahın beyaz olmadan anlam taşımadığını söyleyen Pelin böylece aslında hayatın anlam üretme kısmına tam da en uygun yerden, sözcüklerden giriyor. Hikayesinde önce sözcükler arasında geçen diyaloglara konuk oluyoruz, sonra dedesinin kendisine bıraktığı yazılarına. Oldukça ilginç ve güzel bir anlatımı var Pelin'in de. Son cümlelerini özellikle almak istiyorum buraya: "..bizler de o çiçekler hatta sözcükler gibi biraraya gelince anlam kazanıyormuşuz. O okyanustan akan sular, başka okyanustaki sularla yan yana gelir, farklı mercanlarda buluşurmuş. Dünya böyle zenginleşiyormuş." Sadece bu kadarını bile okurken sizler de benim gibi mutlu oluyor musunuz bilmiyorum ama ben çocukların edebiyata bulaşmalarından müthiş büyük mutluluk alıyorum. Onlara yaşattığımız onca şeye rağmen hala hayatlarımıza umut ve mutluluk oluyorlar. Hele de hayatı böyle güzel ve derin algıladıklarında.

500'e yakın öykünün gönderildiği 2017 yarışması geride kaldı. 2018 için ise tema "Kararlılık." Bence bu yazıyı okuyan herkes etrafında yazmaya cesaretlendirecek çocuklar bulabilir. Sadece yazarken kendilerini dinlesinler, o bile oldukça kıymetli. Aşağıda afişini de ekliyorum Zeynep Cemali Öykü Yarışması'nın. Umudu üretmeye devam diyerek, bir sonraki öyküye geçiyorum izninizle :)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder