1 Temmuz 2017 Cumartesi

Pippi Uzunçorap :)

Siz de benim gibi klasik kız çocuğu figürlerinden ve rollerinden sıkıldıysanız işte size harika bir kitap; Pippi Uzunçorap. Astrid Lindgren tarafından yazılan kitabın çevirmeni Ali Arda. Resimleyen ise Ingrid Vang Nyman. Pegasus Yayınları’nın basımını üstlendiği kitapta geleneksel rollerin dışında bir kız çocuğu olan Pippi Uzunçorap’ın maceralarını izliyorsunuz.

Anne ve babası olmayan ve bir evde yalnız başına yaşayan Pippi Uzunçorap geleneksel aile modelinin dışında olduğu kadar aslında toplumsal roller açısından da düşündürücü bir kitap. Bir maymunu ve atı ile beraber yaşayan küçük kız yan evdeki ailenin çocukları Tommy ve Annika ile arkadaş oluyor. Ancak etrafındaki herkesten farklı bir yaşam süren Pippi Uzunçorap kısa süre içinde yetkililerin de dikkatini çekiyor. Tek başına bir çocuğun yaşayamayacağını söyleyen görevlileri önce nezaketle uyaran Pippi Uzunçorap iş zora geldiğinde fiziksel gücünü de kullanıyor. Hem de öyle böyle bir güç değil bu. Örneğin atını kaldırıp bahçeye taşıyor veya atına atlayıp istediği yere gidiyor. Bay Nilsson ise, yani yanından ayrılmayan maymunu, onun için tam bir arkadaş. Hayata dair bilgisini denizlerde ve babasıyla gezdiği ülkelerde edinen Pippi Uzunçorap klasik olan her şeyi sorgulamamızı sağlıyor. Seksen beş dile çevrilen kitap oldukça sürükleyici ve etkili bir dile sahip. Resimler de hayal dünyamızı destekliyor.

Okula gitmek istemeyen ama arkadaşlarının ısrarı ile okula bir günlüğüne giden kız çocuğu öğretmen otoritesini de zorluyor ve okul sistemini eleştiriye açıyor. Bununla da kalmıyor Pippi Uzunçorap. Örneğin kahve davetine katıldığı evdeki kadınların, yanlarında çalışan hizmetçilerinden şikayet ettiği sohbeti kelimenin tam anlamıyla mahvediyor. Onlara türlü şekillerde hikayeler uyduruyor ve sohbetlerinin aslında ne kadar da boş olduğunu hem onlara hem de biz okurlara gösteriyor. Kısacası kitap sadece normalin dışındaki kız çocuğunun hikayesi değil, aynı zamanda bir toplum eleştirisi olarak da karşımızda duruyor.

Yine, evine hırsızların girdiği bir ortamı şenlikli bir dans mekanına dönüştürebiliyor Pippi Uzunçorap. Hırsızları hem fiziksel gücüyle şaşırtıyor ve korkutuyor, hem de sonra kendisiyle dans etmeye ikna ediyor. Kısacası her satırda ve sayfada kafanızdakini değil yazarın hayal gücünü görüyorsunuz. Korkan veya endişelenen bir kız çocuğu yerine, cesur ve çözüm üreten bir kız çocuğu çıkıyor karşımıza. Kendi kendine tüm işlerini halleden Pippi Uzunçorap, ne yalan söyleyeyim hala çocuğunun ağzına yemek götüren ebeveynlerin (kendimi bu kesimden ayırmıyorum/ayıramıyorum) varlığında oldukça sert eleştiriler barındırıyor. Yapabilirliklerini kısıtladığımızı hissetmedim değil çocukların, kültürel geçmişimizi günümüze taşıdığımız her an ve olayda. Çocuğunuza okurken kendinizi de eleştireceğiniz bir kitap aslında elinizdeki kitap.
Öğretilenin dışında bir kız çocuğu olarak resmedilen Pippi Uzunçorap yanından geçtiği bir yangında en üst katta kalan ve yardım edilemeyen çocukların yardımına koşuyor. Üstelik herkesin gözyaşları ve çığlıkları arasında kendine has mizah ve dilini kaybetmeden. Bay Nilsson sayesinde binanın yanındaki büyük ağacın üzerine ip geçiren ve bir halat yardımıyla da binaya gidip çocukları kurtaran Pippi Uzunçorap dönerken dans etmeyi de ihmal etmiyor. Bu kitapla ilgili bazı makaleler de yazıldı. Cinsiyetçilik açısından değerlendirildi kitap ve oldukça doğru tespitlerde de bulunuldu. Bunların üzerine söz söyleme niyetinde değilim. Ben sadece bende bıraktıkları üzerinden yazıyorum bu satırları. Şunu söylemem gerekiyor ki asla bir çocuğa (kız veya erkek hiç farketmiyor) yapabilirliklerini söylememek gerekiyor. Çünkü kızlar bunu yapar, erkekler bunu yapar demek kadar, onlara sunduğumuz rol modelleri de aslında tamamen kendi kişisel tarihimizle ilgili. Belki yapabiliyorsak sadece onların cinsiyet rollerine hapsedilmeden ve renklerin çeşitliliğinde yaşam sürmelerine destek vermemiz gerekiyor. Hayattan daha fazla zevk alacakları ve daha fazla dost edinecekleri şüphesiz. Sanırım kültürel geçmişimiz geleceğimizi rehin almadan, ancak ondan beslenerek ve onu geliştirerek ilerlemek gerekiyor ebeveynlik rolünde. Pippi Uzunçorap adlı kitabı yazan da bir baba ve kızının hastalandığı bir dönemde kaleme alıyor bu kitabı. Demek ki kızına güvenen ve kızının yapabilirliklerini sınırsızlandıran insanlar var dünyada ve onlara yakın olmamız çocuklarımızın lehine. İster İsveç’ten çıksın bu yazar, ister Pakistan’dan bir kız çocuğu olan Malala’dan gelsin hiç farketmez. Aslında sanırım dünya sahnesinde insana dair bırakılan en güzel izler çocukların gelişimleri ve gelecekleri için çabalayanlara ait. En azından ben öyle görüyorum. Oraya yapılan yatırımın veya oraya dair kurulan hayallerin büyütüleceği yarınları yaşayacağız çünkü.

Dün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni ziyaret ettik ve orda M.Ö. 770 yılına ait ahşaptan yapılmış oyuncakları gördük. Daha önce de ziyaret etmiş olmama rağmen ilk kez bu kısım dikkatimi çekti. Resimlerde hemen aşağıda yer alıyor. 


 

Hayatın kendisi bir oyunsa, oynamak en çok çocukların hakkı değil mi zaten diye düşündüm oyuncaklara bakarken. Üstelik oyunun sınırları bizlerin kültürü ile sınırlı olmadan. Onları tahakkümümüz altına almadan. Onlar üzerinden egolarımızı doldurmadan ve onları hayatlarımıza süs eşyası olarak görmeden. Kısacası elimdeki kitap sadece cinsiyetçilik tartışmasıyla değil, ebeveynlik rolleri ile de bana çok şey çağrıştırdı. Gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum bu seriyi; elimde Pippi Uzunçorap Denize Açılıyor, Pippi Uzunçorap Büyük Okyanus’ta kitaplarına dalacağım kısa süre sonra. Ama sizlerle serideki ilk kitap biter bitmez paylaşmak istedim bende bıraktıklarını. Kendine güvenen ve yapabilirlikleri sınırlandırılmayan çocukların özgür ve güven içinde yaşayacakları günlere selamla…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder