19 Haziran 2017 Pazartesi

Berk Mucit Oldu

Elimdeki kitap, bir Kemal Sunal filminin çocuk edebiyatına bürünmüş hali gibi. Aklıma gelen buydu sayfaları çevirirken. “Berk Mucit Oldu” kitabı Günışığı Kitaplığı tarafından basımı yapılan, Kaan Elbingil’in kaleminden ve Merve Atılgan’ın çizimlerinden oluşuyor. 


Kitabı bölüm bölüm bizim küçük cadıya okuyarak tamamladık. Her gece bir bölümünü okuduk. Bir gece ben, diğer gece babası okuduğu için kitabı tamamlamak için ben okumadığım kısımlara geri döndüm ara ara. Okuduğum ilk bölümde küçük cadının bolca kahkaha atıp yüzüme baktığını söylemem lazım. Bu bence önemli, çünkü kitap aslında çocuklara hitap ediyor. Bu nedenle küçük cadının kahkahaları beni de neşelendirdi. Bu hal aslında kitabın amacına ulaştığını da gösteriyordu. Hitap ettiği kesim tarafından ve onların göz hizasından bakıyor yazar bir anlamda. Çizimler de, anlatılanları besleyecek şekilde hazırlanmış. Dolayısıyla yazar ve çizer uyumu hâkim.

Yazının başında Kemal Sunal filmlerini anımsattı diye yazdım. Bunu hikâyenin oldukça yerel motiflerle örülmüş olmasından dolayı yazdım. Elbette mizah hâkim ama diğer taraftan ortalama bir yurdum insanı çıkıyor her bir karakterde karşımıza. Çocuğu ile kendine hayat kuran, onun yapabilirliklerini veya olası zekâsını herkese gösterme telaşında bir aile var karşımızda. Mucit olma ihtimali ile tüm davranışları değişen ve çocuğa olan toleransı yükselen aile aynı zamanda abartılı bir coşku ile karşılıyor yeni durumu. Bizim kahramanımız Berk ise kafasındaki muzip telaşlarla, aslında olmayan bu kalıba bir güzel yerleşiyor. Önceleri hoşuna giden durum zamanla onu da bir çıkmaza sokuyor. Arkadaşları tarafından dışlanan ve mucitler okulundaki sınavda da afallayan Berk bir çeşit sosyal yalnızlığa terk ediliyor.

Özel dersler için öğretmenler tutulan ve gündelik hayatın keyif veren hemen hemen tüm telaşlarından arındırılan Berk yeni hayatından çabuk sıkılıyor. Başlarda hoşuna giden ilgi ve abartılı sahiplenmeler, zamanla odasından çıkamayacak hale gelen Berk için çekilmez hal alıyor. Berk bize aslında zekası ne olursa olsun her çocuğun, çocukluğunu yaşamaya hakkı olduğunu söylemek istiyor. Ya da bir okuyucu olarak ben bu kısmı alımlıyorum. Sayısal bilimlerden iki özel öğretmenle odaya kapatılan Berk, mesela top oynamak istiyor sadece. Ya da arkadaşlarıyla vakit geçirmek istiyor. Ancak çocuklar yetişkinlerden daha reflekstif oldukları için Berk’e gösterilen abartıdan duydukları rahatsızlığı hemen belli ediyorlar, hatta aralarına almıyorlar onu. Öğretmenin de Berk’e ayrıcalıklı davranması ile sosyal açıdan daha da dezavantajlı duruma düşen Berk’in kâbusu üstün zekâlılar okulunda girdiği sınav sonucunun açıklandığı gün bitiyor diyebiliriz.

Pratik zekâ ile mucit olduğu sanılan Berk sınav sonucuyla normal hayatına dönüyor. Okul müdürünün alaycı açıklamasına rağmen Berk ve ailesi gayet mutlu bir şekilde ayrılıyorlar kurumdan. Sadece ülkelerinin değil, bir anda Berk’in dayısı sayesinde Çinlilerin de ilgi odağı olan aile, özel yaşamlarına mal olan yeni durumun sonlanmasıyla ve Berk’in aslında üstün zekâlı olmadığının anlaşılmasıyla rahat bir nefes alıyorlar. Yeni ve farklı olana olan merak kadar, mercek altına alınan Berk de merceğin dışına çıktığı için rahatlıyor. Trajikomik hallerin önümüze sunulması bir anlamda bu kitap. Güldüğümüz ama gülerken üzerine düşündüğümüz bir yanı var anlatılanların. Her çocuğun, zekâsı ne olursa olsun, ailesi tarafından desteklenmeye ve en önemlisi sevgiye ihtiyacı var. Gündelik hayatın içindeki ufak ve güzel detayları mizahla önümüze koyan Kaan Elbingil ve çizimleriyle bunları görünür kılan Merve Atılgan bence hayal dünyamızı da besliyor. Etrafımızdaki hayatı ve kafası karmaşık ama ruhu hep çocuk kalan mucitlere selam olsun…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder