4 Mayıs 2017 Perşembe

Sevgiyi büyütmek...

Çocuklar hayata dair çoğu şeyi beraber büyüdükleri insanlardan öğreniyor. Sevmeyi de öğreniyorlar nefreti de, iyi de öğreniyorlar kötüyü de. Hayata dair ilk algıları ve ilk sözcükleri onlardan geliyor. Dil sistemleri onların sözcükleriyle çeşitleniyor. Bu durum büyüklere kocaman bir yük bırakıyor elbette. Yükün ağırlığı taşıdığı değerlerde. Siz yükü sırtlandığınızda hem çocukluğunuza gidiyorsunuz hem geleceğe. Hem anne-babanıza gidiyorsunuz hem de eşinize.


Kulağa zor geliyor değil mi? Ama bir o kadar da öğretici bir süreç ebeveyn olmak. Küçücük bir cana eşlik ederken onunla büyümek gibi güzeli olabilir mi? Hayatınızın her anını ikinci kez yaşama şansı işte size verilen. Hayatın karmaşasında yapmaya fırsat bulamadığınız pekçok şeyi çocuğunuzu büyütürken yapıyorsunuz ve bir şekilde kendinizi de rehabilite ediyorsunuz farkında olmadan. Örneğin yaşam tüm zorluğuyla üzerinize geliyorken siz zili çaldığınızda kapının diğer yanından gelen sevinç çığlıkları yetişiyor imdadınıza. Her şey ama her şey arkanızda kalıyor siz o sevinç çığlıklarına kavuştuğunuzda.

Bu duyguları yaşamak için elbette ebeveyn olmak gerekmiyor. Çocuğu sevmek, onun hayatına anlamlı ve olumlu katkı sunmak sizi bu inanılmaz sevgi seline kaptırır. Çünkü çocuklar sevildiklerinde ve kendilerine emek harcandığında koşulsuz sevgilerini gösterirler. Yapabilecekleri sınırlı olsa da, mesela siz uyuduğunuzda en küçük mendili üzerinize örtebilirler. Ya da çok sevdikleri bir yiyeceğin son kırıntısını (çok zordur onu paylaşmak, çocuklarla uğraşanlar bilir) sizinle paylaşabilirler. Bu küçücük adımlar dünyalar kadar yükü alır götürür omuzlarınızdan. Ya da hiç bir şeye benzemese de size resim yaparlar. Baktıkça resme, onun gözünden eline geçen duyguları izleyip tebessüm ettiğinizi fark edersiniz. Saçlarınız, ayaklarınız, gözleriniz veya kıyafetiniz çok çirkin çizilmiş olsa da o küçücük ellerin sizin için kalem tutmaya çabaladığına kitlenirsiniz sadece. Bu nasıl güzel bir şeydir diye geçer içinizden. Onun dünyasında ve hayatında olmak yaşamsal varlığınızın kıymetini de anımsatır size. Sorumluluklarınız ve yapacaklarınızı da.

Mesela resimdeki anne. Çocuklarına sevmeyi öğretiyor. Hem de yine bir başka yavru sayesinde. Doğayı rehber almış kendisine. Öylesine güzel ve usul bir çaba ki izlerken dönüp yine bakmak isteyeceklerinizden. Oğlakları izleyenler bilirler nasıl hızlı ve yaramaz olduklarını. Hareket onları tanımlayan tek kelimedir belki de. İşte resimdeki anne de ikizlerine (nasıl ikiye katlanır zevki de çabası da) oğlağı sevmeyi öğretiyor. Üstelik sözlerle değil sadece davranışlarıyla. Usulca uzanan elleriyle. Verdiği kıymet ve önem ile. Yaşamdan yana aldığı tavır ile. Doğanın tüm canlılar için ortak yaşam alanı olduğunu göstererek hem de. Çocukların ve diğer tüm yavruların kendilerine en uygun mekan olan alanı onlarla paylaşarak üstelik. Bazı değerler hemen verilemiyor; sabır, emek ve çaba gerektiriyor. Yaşamı, doğayı ve canlıları sevmek de böyle bir süreç işte. Bir insanı sevmekle değil bir canlıyı sevmekle başlıyor her şey. Sevdiğinize değer vermekle başlıyor. Değeri göstermek ve korumakla başlıyor aynı zamanda. Çok küçük ve güzel adımlarla başlıyor mesela sevmek. Usul usul ama kararlı adımlarla. Çocuk bedeni ve ruhu büyürken her gün aynı kararlılıkla ona bakım yapmakla başlıyor mesela. Sizin çocukluğunuzda size iyi gelenleri seçip, kötü gelenleri masaya yatırmakla büyüyor her şey mesela.
Ya da siz beni boşverin de fotoğraf karesinin size söyleyecekleriyle başbaşa kalın en iyisi. O en uygun cümleleri canlandırır zihninizde sessizce zaten...

Fotoğraf: Yurdagül Bezirgan Arar-Irmak ve Çınar Arar


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder