15 Mayıs 2017 Pazartesi

Hans Christian Andersen Ödülü 2018 Türkiye Adayı Mavisel Yener Oğlak Sohbetleri'nde

Oğlak Sohbetleri'ne konuk olan, Hans Christian Andersen Ödülü 2018 Türkiye Adayı Mavisel Yener'e üstün güçleriniz olsaydı çocuklar için ne yapardınız diye sorduğumda "Tüm çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlardım. Bunun için ne gerekiyorsa, her çocuk için tek tek yapardım" yanıtını veriyor.

Gelin bu değerli yazarımızla sohbetimize siz de dahil olun :)

Saadet: Mavisel hanım merhaba. Hoş geldiniz oğlak sohbetleri’ne. Telefonda da söylediğim gibi sizin adınız geçince renk skalası geçiyor zihnimden. Öyle mi sahiden?
Mavisel: Tüm oğlak yüreklilere mavi merhabalar! Gözünüzün önüne bir renk skalası getirebiliyorsam ne mutlu bana. Sahiden de böyle biri miyim, söylemeyeyim; yüz yüze gelince siz karar verin gerçekten öyle mi, değil mi diye…

Saadet: Çocuklar üzerine çalışmak mı, yoksa İzmir’in güzelliği mi daha çok besliyor sizi? Enerjinizi neye borçlusunuz?
Mavisel: Yazarlık yolculuğumdaki enerjimi ve beslenme alanlarımı çocukların ya da İzmir’in güzelliğine bağlamak işin özüne yapılan haksızlık olur. Evrensel hediyelerin hepsinin farkında olmak benim besin kaynağım ve enerji kaynağım diyebilirim. O evrensel hediyelerin hepsini hayranlıkla izliyor, kabul ediyor ve bu bütünün bir parçası olmanın tadını çıkarmaya çalışıyorum. Bunların farkında olduğunuzda, derinlerdeki enerjiniz göze görünür olur.


Saadet: Mavisel hanım diş hekimi olup da nasıl rotayı çocuk kitabı yazarlığına çevirdiniz?
Mavisel: Hayır, önce diş hekimi olup sonra yazmaya başlamadım. Önce yazmaya başladım, sonra diş hekimi oldum. İlk şiir ödülüm ilkokulda beni buldu, ilk öyküm lisedeyken yayımlandı. Yazmak küçük yaşlarımdan itibaren kendimi ifade etme biçimimdi. Diş hekimi olmayı da çok istiyordum. Böylece iki mesleğim oldu ve ikisini birarada sürdürebilmenin keyfini yaşadım. Üstelik birbirlerine çok benziyorlar; biri dişlerin sağlığı için var, diğeri de düşlerin sağlığı için… Dişler ve düşler benim işim!

Saadet: TRT İzmir Radyosu’nda staj yapmıştım ben de. Mekan olarak da çok sevdiğim bir yerdir. Siz de 2 sene orda program yapmışsınız. Biraz radyoculuk deneyiminizden bahseder misiniz?
Mavisel: İki sene, edebiyat köşesi hazırlayıp sundum. On beş dakikalık program için bir hafta uğraşıp didiniyordum. Kitaplar okumak, metin hazırlamak, seslendirmesini çalışmak benim için çok keyifli ve öğreticiydi. TRT İzmir Radyosu’nda dostlar edindim. Kıymetli spikerlerden seslendirmeyi, doğru tonlama yapmayı öğrendim. Düşünsenize hem bir sürü şey öğreniyorsunuz hem de üstüne para alıyorsunuz! Harikaydı!


Saadet: Sanırım radyoda olmak kitap yazmak gibi perde arkası işler. Yani görüntüyü hayal gücüne bırakan yanları var. Birinde ses, diğerinde söz gücü alıyor eline. Siz yazdığınızı sese de dönüştürmüşsünüz programlarınızla. Çok yönlü olmanın yanında, size en iyi gelen hangisi?
Mavisel: Bu söylediğinize katılıyorum, radyonun hayal dünyasına büyük katkıları var. Belki de hangi yoldan gideceğinize karar verirken o anda bedensel ve ruhsal olarak neye ihtiyacınız varsa öyle hareket ediyorsunuz. O yaşınızda, konumuzda ne size iyi gelecekse o çıkıyor karşınıza, bunu görüp değerlendirebiliyorsanız mutlu oluyorsunuz. Hep bana en iyi gelenleri yaptım, yoksa kendime çok kızıp öfkeli biri olabilirdim. Aynı şey hepimiz için geçerli. Hayatımızın bir döneminde bize iyi gelen bir iş, bir sonraki dönemde hiç de çekici gelmeyebiliyor. Örneğin siz bu güzel söyleşi dizisini hazırlıyor ve çok keyif alıyorsunuz, belki de birkaç yıl sonra zevk almayacaksınız; çünkü görevini tamamlamış olacak. Ne kadar deneyimli olursak olalım, yaptığımız işin bizi neye hazırladığını bilemeyiz. Bu da yaşamın en eğlenceli tarafı! Şu anda bana en iyi gelen şey yazmak…

Saadet: Tiyatrodan da ayrı duramamışsınız. Sahne tozu almadan yaşayamam diyenleri mi seviyorsunuz? Oyunlarınızı sahnede izlediniz mi hiç? İzlediyseniz ne hissettirdi size?
Mavisel: Radyo tiyatrolarını saymazsak sahnede oynanan ilk tiyatro oyunum “Teslim Alınmış Hayatlar” bir yetişkin oyunuydu. Sahnede kendim de rol almıştım. Dönemin Cumhurbaşkanı Demirel bile seyircisi olmuştu oyunun. Aynı zamanda diş hekimiydim o zaman. Daha sonraki oyunlarda sadece işin metin yazarlığı bölümündeydim. Devlet tiyatrosunda oyunlarınızı izlerken bazen çok mutlu oluyorsunuz bazen de sahneye koyan kişinin müdahalelerini görünce tepki veriyorsunuz. Seyirci fark etmeden onların arasına oturup oyunu izlemek, tepkilerini görmek eğlenceli.


Saadet: Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Sendikası, Dil Derneği, P.E.N Yazarlar Derneği, Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği, Çocuk ve Gençlik Yayınları Derneği gibi çok sayıda derneğe üyesiniz. Dernek çalışmaları hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Mavisel: Gönüllülük ilkesiyle çalışmayı sevdiğim için, elimden geldiğince üye olduğum derneklere destek vermeye çalışırım. Eğer bana ihtiyaçları olduğunu düşünürsem tabii. Hekimlik mesleğim nedeniyle yıllarca Aids ile Mücadele Derneği’nde yönetim kurulu üyeliği ve çok yoğun eğitim çalışmaları yaptım. Dil Derneği İzmir Temsilciliğinde elimden geldiğince katkıda bulunmaya çaba gösterdim. Söylediğim gibi, bana ihtiyacı olan edebiyat derneklerinin aktif olarak yanındayım, ihtiyaçları yoksa da sadece aidatını düzenli yatıran sessiz bir üyeyim. Örneğin, Mutlu Olalım Derneği’nin projelerine katkılar veriyorum, hastanelerdeki çocuklarla kitap çalışmaları yapıyoruz. Merkezi İzmir’de olan Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı’nın gönüllüsü olarak çalışmalarına destek veriyorum. Kimi kitaplarımın telif gelirlerini bağışladığım dernekler de var. Gönüllü çalışmalar, topluma olan borcumuzu ödemenin en iyi yolu. Bütün bunları tantana yapmadan, sessizce yürütmek de önemli bence.

Saadet: Mizah, şiir, roman hepsi de uğramış kaleminize. Peki hangisinde hangi duygu ağır bastı? Örneğin mizah yazarken size iyi gelen duygu ile şiir yazarken iyi gelen duygu neydi? Buralardan çıkıp romana karıştığınızda neydi sizi dinlendiren?
Mavisel: Romana karıştığımda beni “dinlendirmesi”ni değil, beni zorlamasını, yolculuklara çıkarmasını isterim. Her yazar için farklı yanıtlar alabileceğiniz, kişisel bir tercih bu. Hangi an hangi türde çalışacağım konusunda seçim yaparken iç sesimi dinlerim. O anda hangi duyguya ihtiyacım varsa tercihimi ondan yana kullanırım. Gülmeye ihtiyacım varsa mizah yazarım! Eğlenmeye ihtiyacım varsa komik şiirler yazarım. Yetişkinler için kalem oynatanlarla bu anlamda farklı davranış modelleri içindeyiz sanıyorum. Çok hüzünlüyken asla çocuk şiiri çalışmaya oturmam. Canım maceralar yaşamak istediğinde macera kitabı yazar, kahramanlarımla birlikte maceralara atılırım. Her kitapta coşkulu keşifler yapma halini yaşarım. Gördüğünüz gibi, şablonları sevmeyen biriyim; belki de o nedenle iyi anlaşıyoruz esin perisi ile. Birbirimizi zorlamak yerine birlikte hareket ediyoruz.

Saadet: Bunu Aytül hanıma da söylemiştim. Sizde de yineliyorum; bizim evdeki küçük cadı sizin kitabınızla başladı şiire. Balığım Şiir Yazdı ve sonra Uçan Şiirler şimdilik okuduklarımız. Devamı gelecek eminim, çünkü evde şiirlere ilgi duyan bir çocuk oluştu. Bu benim için de bir ilkti. Siz böyle geri dönüşler alıyor musunuz ailelerden? Tepkileri nasıl mesela?
Mavisel: Evdeki o küçük cadıya mavi sevgilerimi iletiyorum. Bu geri bildiriminiz için çok teşekkür ederiz. Biz de çocuklarınızın ışığında, hem yazar, hem insan olarak daha neler yapabileceğimizi keşfetme olanağı yakalıyoruz. İlerinin şiir sever bireylerini yetiştirmek için, şiir türünün ne denli eğlenceli olduğunu çocuklara göstermek önemli. Gerek Aytül Akal gerek ben, ailelerden bol bol geribildirim alabiliyoruz, ikimizin de web sitesi var; oradan bize yazabiliyorlar. Sizin yorumunuza çok benzer yorumlar yapıyorlar. Şiir türünü sevdirmenin yanısıra çocuklara ortak çalışma bilinci konusunda da iyi örnek olduğumuzu söylüyorlar. Ortak şiir kitaplarımız çıktıktan sonra pek çok çocuk, arkadaşıyla beraber şiir yazmaya başladı. Bizim böyle “örnek” olmak gibi bir derdimiz yoktu ama doğal olarak çocuklar bu iletiyi de almışlar demek ki. Takım çalışması yapmanın, egoları bir yana bırakabilmenin toplumumuz için ne denli gerekli olduğunu düşününce, belki daha da önem kazanıyor ortak çalışmalar.

Saadet: Aytül hanımla çok güzel bir ikilisiniz, tam da onun söylediği gibi birbirinize alan açmanız ve sanki aynı kalemden çıkmış gibi kitaplar sunmanız çok sık rastlanan bir şey değil. Siz nasıl tanımlıyorsunuz bu birlikteliği?
Mavisel: Aytül Akal ile yaptığınız söyleşide, birlikte kitap yazabilmemizin anahtar sözcüklerini net olarak vermiş zaten. Hangi alanda olursa olsun, iki kişinin birlikte üretebilmesi için birbirlerine saygı duymaları çok önemli. Edebi bir yapıtsa söz konusu olan, saygının yanısıra başka öğeler de devreye giriyor. Tekrarlamak istemiyorum, hepsini çok güzel anlatmış Aytül Akal. Birbirimizin iş disiplinine olan hayranlığımızın altını çizmek isterim. Akal’ın yaratıcılığı, bu yolculuktaki direnci, bilgi paylaşımındaki cömertliği bana cesaret verdi her zaman. Birlikte farklı türlerde yapıtlar ürettik, çok eğlendik bu çalışmaları yaparken. Bundan sonra yine birlikte bir şeyler yazar mıyız, bilmiyoruz. Yaşamın bize neler hazırladığını bilememek eğlenceli. Galiba herkesin kendi inşa ettiği dünyada mutlu olması, kendi ürettiklerinden memnun olması da bu ortaklığı güçlü kılıyor. Tek destek ve kaynağımızın öz varlığımız olduğunun bilincindeyiz. Şu anda, iki hafta önce yayımlanan Fare Sarayı adlı ortak romanımızın sevincini yaşıyoruz.

Saadet: Sizi sosyal medyada takip ettiğim kadarıyla farklı ülkelere ziyaretlerde bulunuyorsunuz. Sizce “çocuk” olmak ne demek?
Mavisel: Pek çok ülkede çocuklarla çalıştım, gözlem yaptım. Çocuk edebiyatının mucizevi birleştiriciliğine tanık oldum. Türkiye’deki bir okurum öykümün neresinde gülümsüyorsa, Hırvatistan’daki, Belçika’daki, İsveç’teki, Almanya’daki, Macaristan’daki, Arabistan’daki çocuk da aynı yerinde gülümsüyor. Tanımlarla hayatı sınırlamayı seven biri değilim, o nedenle çocukluğun tanımını yapmaya çalışmayacağım, akademisyenler yapsın, benim işim değil! Çocuk olmak, geçmişe takılmadan, geleceği hesaplamadan o ânı yaşamak demek galiba. Bunu becerebildiğimizde kendimizi çocuk gibi hissediyoruz.

Saadet: Mekan çocukluk deneyiminde nasıl bir rol oynuyor?
Mavisel: Bu soruyu hangi bağlamda yanıtlamam gerekir emin olamadım ama mekân sosyolojisi açısından baktığınızda elbette çocuğun gelişim süreçlerinin her alanında mekân önemli rol oynar. Bağlık bahçelik bir mekânda büyümüş çocuk ile annesi hapiste olup da onunla beraber dört duvar arasında büyümüş çocuğun ya da hastane deneyimi yaşamış bir çocuğun elbette farklı deneyimleri olacaktır. Kararlar, eylemler, hayaller ve nicesini etkiler mekânlar. Çocukta mekân algısının gelişiminde çocuk edebiyatı önemli bir rol oynar aslında. Çevresine farklı gözlerle bakmaya başlar, algısı genişler.

Saadet: En çok neyi anlatmak istiyorsunuz çocuklara kitaplarınızda?
Mavisel: Bu, zor bir soru. Ortaya koyduğum tüm eserlerin bütününü kapsayan bir yanıt vermem gerekiyor. Galiba aslında, çocuk okur içindeki mikrokozmos ile dışındaki makrokozmosun farkındalığına varıp onlar arasında bağ kursun istiyorum. Böylece, evrenin o mucizevi bölünemez bütünlüğü içinde kendi yerini görecektir. Okuyan, hayaller kuran çocuk, bir kum tanesinin içinde evreni görebilmeyi öğrenir. Sayenizde düşündüm de ilk kitabım Mavi Elma’dan itibaren bütün kitaplarımda bu felsefe gizli galiba. Bu söyleşimizle fark ettim, teşekkür ederim.

Saadet: Dünya’ya süper güçleri olan biri olarak gelseydiniz çocuklar adına neyi değiştirmek isterdiniz?
Mavisel: Tüm çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlardım. Bunun için ne gerekiyorsa, her çocuk için tek tek yapardım.

Saadet: Çocuklarınızın kitaplarınızla ilgili görüşleri nasıl? Onlara kendi kitaplarınızı okudunuz mu ve okuduysanız ilk tepkileri nasıldı?
Mavisel: Deliler Teknesi edebiyat dergisinde Melek Özlem Sezer, büyük kızımla bir söyleşi yapmış, “Annenin en az sevdiğin kitapları hangileri?” diye sormuştu. Kızım Yasemin Yener’in yanıtı her aklıma geldiğinde gözlerim yaşarır. Demişti ki: “En az sevdiğim diyebileceğim bir kitabı yok aslında. Annem nasıl kitaplarını çocukları gibi görüyorsa ben de onları kardeşlerim gibi görüyorum. Elbette tüm kardeşler arasında olduğu gibi ara sıra kıskançlıklar oluyor ama birini diğerinden ayırmam imkânsız.” İki kızım da kitaplarımın çoğunu okudular, genellikle daha dosya halindeyken onların fikirlerini alırım. Yasemin zaten meslek olarak da edebiyatın içinde, çevirmen. Oğlaklara kitaplar sayfasında o benden önce yerini almış zaten. Onun çevirdiği “Eğer Bir Fareciğe Kurabiye Verirsen” adlı kitabı, oğlaklar için incelemişsiniz. Çocuk yaşlarında da kızlarımın ikisi de iyi eleştirmenimdi. Onlara ve eşime danışabildiğim için çok şanslıyım. Üçü de çocuk edebiyatı penceresinden bakmayı başaran akıl hocalarım; bana büyük destekleri var.

Saadet: İlk yazdığınız çocuk kitabı ve sizi o kitabı yazmaya iten veya yazmaya motive eden şey neydi?
Mavisel: Yirmi yıl önce Gazete Ege’de çocuk sayfası hazırlarken bir yandan diş hekimliği yapıyordum. O arada masal ve öykü yarışmalarına katılıp ödüller alıyordum. Bir ödül töreninde K Yayınları’nın editörü yanıma gelip tanıştı, adımı çok duyduğunu bir kitabımı basmak istediklerini söyledi. Ödüllerim vardı ama yayımlanmış kitabım yoktu. Üstelik hazırda kitaplaşabilecek bir dosyam da yoktu! Editörün bir anlamda ısrarı ile ilk kitabım Mavi Elma’yı yazdım. O editör, sonradan kadim dostum olan Yunus Bekir Yurdakul’dur. Önce dergilerde, gazetede, yarışmalarda deneyim kazanmak benim donanımımı artırdı ve sonrasında kitap geldi. Şimdi baktığımda aslında bunun doğru bir yol olduğunu görüyorum. Çok sabretmişim, alt yapıyı oluşturmak için çok emek harcamışım.

Saadet: Zamanın çocuklar açısından getirileri ve götürüleri neler sizce? Kendi çocukluğunuz ile şimdiki çocukluğu kıyasladığınızda ne çıkıyor karşınıza?
Mavisel: Her çocukluk kendi dönemi içinde değerlendirilmeli elbette. Geçmişin de şimdinin de olumlu sayabileceğimiz, olumsuz sayabileceğimiz özellikleri vardır. Fakat “neye göre, kime göre olumlu ya da olumsuz?” sorusunu da bir yana iliştirmek gerek. O nedenle bu karşılaştırmayı yapmak zorlayıcı. Her nesil kendi döneminin gereğini yaşıyor. Mağara devrinde hayallerini duvara çizen çocuk şimdi de ekrana çiziyor. Oyun ve oyuncak tarihinde nesneler değişiyor, sadece o kadar! Fakat çocukların hayal gücü her zaman işbaşında. Aziz Nesin’in dediği gibi: Şimdiki Çocuklar Harika!

Saadet: Mavisel hanım size yazının başında söylediğim renk skalasına geri dönüyorum. Gökkuşağı gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?
Mavisel: Gökkuşağı müjdeci gibi görünür bana. Gözden yitene kadar hayranlıkla seyrederim. Daha önce sözünü ettiğim o mikrokozmos ile makrokozmosun bütünlüğünü hissettiren bir elçidir. Umudu, mucizeleri, görünenin ardındaki görünmeyeni hatırlatır yüreğime. Sıradan bir doğa olayının ötesinde yankıları vardır zihnimde.

Saadet: Tıpkı oğlaklar gibi sürekli zıplayan ve yerinde duramayan zamane çocuklarına mesajınız nedir?
Mavisel: Ha ha haaa… Ben onlara mesaj verene kadar çoktaaan zıplayıp paralel yaramazlık evrenlerine uçtular bile… Zıplayabildikleri kadar zıplasınlar diye Zıplayan Şiirler (Bilgi Yayınları) bile yazdık onlara…

Saadet: Son olarak 17 Mayıs’ta Kocaeli’de olacağınızı duyurarak noktalıyorum sohbeti. Kitap fuarında görüşmek üzere. Oğlak sohbetleri’ne katıldığınız için teşekkür ederim.
Mavisel: Evet, 17-18-19-20 Mayıs tarihlerinde Kocaeli Kitap Fuarı Bilgi Yayınevi standında okurlarımla hasret giderip kitaplarımı imzalayacağım. Hepinizi beklerim. Oğlak sohbetlerinde okurlarla buluşmama aracılık yaptığınız, kitaplarımla ilgili yeni keşifler yapmama olanak verdiğiniz için teşekkür ederim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder