11 Nisan 2017 Salı

Tülin Kozikoğlu ile Oğlak Sohbetleri

Oğlak Sohbetleri'nin beşincisinde Tülin Kozikoğlu ile kitaplar, çocuklar, annelik, yaratıcı okuma etkinlikleri, uluslararası çocuk kitapları fuarı ve daha pek çok konuda sohbet ettik. En sevdiklerimden Leyla serisi ve sonrasında kafamızda olan tüm soruları sizler adına da sorduk. Hem de şirin ve kitaplarla dolu bir mekanda(Minoa Cafe) çaylarımızı, kahvelerimizi yudumlarken. Haydi o zaman başlayalım... 

Saadet: Açıkça söylüyorum sizinle ilk defa kitapçıda “Yazarı Leyla olan bir seriyi arıyorum” diye başlamıştım. Bunu sizinle de paylaşmıştım zaten. Benim favorim o ve Leyla’dan başlamak istiyorum. Nerden çıktı bu güzelim karakter? Etrafınızda Leyla varsa lütfen söyleyin bulmam lazım :)


Tülin: Hayır, etrafımda Leyla yok. Yani tanıdığım birinden yola çıkarak oluşturulmuş bir karakter değil Leyla. Aslında bir anda ortaya çıkmış bir karakter de değil. Zaman içinde, adım adım ulaşılmış bir kahraman Leyla. Öncesinde Lili serisi vardı. Bu serinin kahramanlarından Veli hayvanları çok seviyor. Veli’nin hayvaları bunca sevmesini işlemek istedim. Veli büyümüş ve evi hayvanlarla doluydu ilk düşündüğümde. Ama sonrasında o seriden kopartarak yeni bir seri yaratmaya karar verdim. Veli genç bir erkekti seriyi ilk tasarladığımda. O seriden koparmak isteyince önce erkek olmasın kadın olsun diye düşündüm. Arkasından genç olmasın yaşlı olsun dedim. Zaman içinde Leyla'ya kavuştu benim huyu suyu farklı hayvanlarım.

Saadet: Leyla’nın hayatındaki her bir karakter sanki bir çocuğun türlü halleri gibi. Bu biraz da yaşadığımızı tanımlamamızı sağladığı için iyi geldi gibi bana. Mesela ben bunu çocuklara okuduğumda (kendi cadı kızım ve yeğenlerim) kim İnatçı Kirpi Mina? Kim Sabırsız Sinek Feza, Kim Tembel Balık Sefa vb dediğimde hemen cevaplar doğru kişiler üzerinden geldi. Siz yazarken çocuklara mı baktınız?

Tülin: Ben çocuk dünyasından çok kendimi inceliyorum. Dışarı bakarak bu işlerin çok yürüdüğünü düşünmüyorum. Bana bir çocuk bir söyleşide “Ben hepsiyim” demişti. Çok hoşuma gitmişti bu. Aslında hepimiz hepsiyiz. Bazen inatçı, bazen kıskanç, bazen tembel, bazen sabırsız, bazen utangaç vb. Dolayısıyla aslında benim kendimle çatıştığım, çevremle sorun yaşadığım şeyler nelerdir diye düşününce ortaya çıkanlar seridekiler. Bazen yazarken içimdekinden kurtuluyorum. Yani oldukça iyileştirici ve geliştirici bir süreç yazı yazmak benim için.



Saadet: Lili serisi ayrı bir konu, onda da sanki daha erken yaştaki çocuklar hedefte gibi. Sizce bir çocuğa ne zaman kitap okumaya başlanabilir?
Tülin: Ben bu konunun uzmanı değilim. Doğru cevabı bilmiyorum. Ancak size kendi yaşadığımı söyleyebilirim. Ben kızıma kucağımda oturabildiği ayda okumaya başladım. Bu da onun 7 aylık olduğu dönemdi. 9 aylıkken de 45 dk bir kitapla kendi başına ilgilenebilir hale gelmişti. Kaçıncı ayda ve kaç dakika olduğunu iyi biliyorum çünkü bir anım var. Evime misafir gelen bir arkadaşımla sohbet edebilmek için kızımı oyun parkına koyup eline de bir kitap vermiştim. Epey sonra arkadaşım aniden “Tülin, farkında mısın 45.dk.dır çocuk kitapla ilgileniyor, bu çok uzun bir süre bebek için” dedi. Sanırım bu anlamda ben şanslıydım. Kızım kitaba dikkatle bakıyor, sayfalarını çeviriyor ve tekrar bakıyordu. Herkes kendi sürecini yaşıyor ve bu nedenle ben kimseye şu veya bu olmalı diyemem.

Saadet: Mıstık Seni Anlamıyoruz kitabını da çok sevdim. Yazım kurallarına takıntılı olanlar kadar dili doğru ve düzgün kullanamayanlara da bence iyi geldi bu kitap. Bu kitabı yazmaya sizi motive eden şey neydi?Tülin: Noktalama işaretleri zor öğreniliyor. Örneğin bir nokta, ne kadar küçücük bir işaret ama nasıl önemli. Virgülü nereye koyacağını kestirmek bir çocuk için öyle güç ki. Noktalama işaretlerini kullanmak bazen hepimiz için öylesine zor oluyor ki; ne yapacağımızı bilemezken buluyoruz kendimizi. Dediğim gibi kendi zorluklarımdan yola çıkarak yazıyorum. Bu kitap da öyle oldu.




Saadet: Hissederek yazıyorsunuz anladığım kadarıyla. Biraz açar mısınız?
Tülin: Evet, elbette. Mesele kendi iç dünyanıza dönebilmek. Ben yazarken hep buradan yola çıkıyorum. Yazarın bir görüşü olması gerektiğine inanıyorum. İstediğiniz kadar eğlenceli metinler yazın, bir görüş sunmuyorsanız, o metin okursa kalmaz, iz bırakmaz. Okuru ya kalbine ya da zihnine dokunacaksınız. Mesaj vermek değil ama görüş sunmalı yazar diye düşünüyorum.

Saadet: Çocuklara kitap okurken iyi kitaplara yönelmek istiyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz “iyi kitap” denilince?
Tülin: Evet nitelikli ve iyi kitaplar seçmek olumlu bir şey. Ancak iyi kitap ebeveynin kendi görüşüne uygun olan kitap demek değildir her zaman. Birebir sizinle aynı görüşe sahip değilse diye düşünüyorsanız okur olarak orada bir sıkıntı var demektir. Çocuğun farklı bakış açılarını edinmesi gerekir. Sizin görüşlerinizin dışında da seçenekler sunmanız gerekir çocuğa. Seçeneği olmalı çocuğun. Siz onu seçeneksiz bırakırsanız o zaman çocuğunuz tercih yapma yeteneğini geliştiremez. Yani kısacası siz ona seçmeyi öğretebilirseniz, farklı kitaplar sunabilirseniz o da seçmeyi, değerlendirmeyi ve elemeyi öğrenecektir.

Saadet: Tülin hanım çocuk kitapları konusunu kendinize iş ve uğraş edinmenizin temel nedeni nedir? Çocukken iyi bir okur muydunuz mesela?
Tülin: Kitap kurdu bir ağabeyim vardı. Dolayısıyla evde çok kitap vardı ama ben açıkçası ilk dönemlerde fazla okumazdım. Evde yüzlerce kitap vardı ama resimli kitaplar yoktu. Ben okumayla ergenlikte tanıştım. Sonrasında kızım dünyaya geldi ve onunla birlikte çocuk kitaplarını, resimli kitapları keşfettim. Bana da iyi geliyordu okumak. Çocukla oynamaktan çok daha kolaydı kitap okumak. Yazmak okumakla oluşan bir şey ve böylece başladım yazmaya.

Saadet: Beraber çalıştığınız çizerler de oldukça uyumlu ve niyetinizden çiziyor gibi. Leyla ve ev arkadaşlarında da böyle diğerlerinde de. Daha öncesinden biraraya gelip kitap veya seri üzerine çalışıyor musunuz? Süreç nasıl işliyor?
Tülin: Ben yazarken çizimleri düşünerek yazıyorum. Yani söylemek istediklerimin tamamını metne dahil etmiyorum. Okurun bilmesi gerekenlerin bir kısmını yazıyorum, bir kısmını da çizere bırakıyorum. Yazarın egosunu bir kenara bırakıp çizere yer açması gerektiğine inanıyorum. Resim kenar süsü değildir. Resimli kitaplarda görseller de metin kadar hikaye anlatıcısıdır. Böyle üretilmiş kitaplarda çizer de kendisini ortaya koyabiliyor. Metin resim dengesi deniliyor ya, bu resimle metnin eşit miktarda yer kaplaması anlamına gelmiyor. Sözün ve çizimin birbirine alan açması, her ikisinin birlikte hikayeyi anlatması anlamına geliyor. Tabii bu şekilde oluşturduğum öykülerde çizere kurgunun gidişatı açısından gerekli olan, metnin söylemediği ama görselin söylemesi gereken bölümleri yazılı olarak vermem gerekiyor. Bu yüzden çizere verdiğim dosyada her sayfanın metninin altında kırmızıyla yazılmış görsel açıklaması vardır. Onu yazmazsam çizer benim öykülerimde metinden okuduğu kadarıyla asla anlayamaz ne çizmesi gerektiğini. Görsel orada yazdığım şekilde olmazsa da kurgu akmaz. Boşluk olur öyküde.

Saadet: Ayağınızın tozuyla dahil oldunuz Oğlak Sohbetleri’ne. Biraz katıldığınız son kitap fuarı(Bologna Çocuk Kitapları Fuarı) ve izlenimlerinizi paylaşır mısınız? Gerçi sosyal medyada paylaştıklarınız oldukça güzel ama temelde sizde en çok neyin etki bıraktığını merak ediyorum.
Tülin: Her yıl Bologna'da beni en çok illüstrasyonlar etkiliyor. Çok büyük bir çaba ve zaman harcandığını görüyorsunuz. Bizim bu konuda daha çok çalışmamız gerekiyor. Ancak bunda maddi sorunları atlayamam. Örneğin oradaki çizerler bir kitaba bir sene zaman ayırabiliyor ve o kitap için yaptığı çizimlerinden aldığı ücret ile bir sene gayet rahat yaşayabiliyor.

Bologna fuarından bir kare (Tülin Kozikoğlu'nun sosyal medya sayfasından alınmıştır)


Saadet: Çocuğa kitap okumak sizce nedir?
Tülin: PJ Lynch diye bir illüstratör çok güzel bir cümle kurdu, onu söylemek istiyorum bu soru için. İngilizcesini hemen söyleyeyim: “Reading a book gives a child the chance to see the world from another person's point of view”. "Kitap okumak, bir çocuğa ilk kez farklı bir bakış açısını sunmaktır" gibi çevrilebilir. Çok önemli ve kıymetli bir şeydir bu anlamda kitap okumak. Annesi veya babasından farklı bir açıdan hayatı sunar ilk defa kitap çocuğa. Başka bir dünyanın varlığını gösterir yani. Bu cümle beni çok etkiledi mesela.

Saadet: Leyla ile ilgili tek kelime söyleyin desem ne dersiniz?
Tülin: Başarı

Saadet: Mıstık ile ilgili de tek kelime istesem?
Tülin: Anılar

Saadet: 7 çocuğu olan Lili’yi es geçmek istemiyorum, onun için de tek kelime istiyorum sizden.
Tülin: İlk göz ağrısı.

Saadet: Tülin hanım Biricik Oğlum kitabınız var bir de. Cinsiyetçilik konusunda farkındalığı olan pek çok kişi adına soruyorum, bu kitaptaki temel niyetiniz nedir?
Tülin: Bana göre annelik, içinizden taşan "çocuğunuz için her şeyi yapma" isteğini bastırmaya çalışma sanatıdır. Kalbinizin söylediğiyle aklınızın söylediğini dengeleme sanatı. Bu duygu karmaşasını dünyanın neresinde olursa olsun anneler yaşar. Bu kitapla annelerin kendilerini içinde buldukları bu duygu karmaşasını anladığımı göstermeye çalıştım. İşin doğrusunu göstermeye çalışmadım, sadece "sizi anlıyorum" demeye çalıştım. Bana yetişkinlerden çok "anneler o kitaptaki gibi saçını süpürge mi etmeli sizce?" diye soran oldu. Çocuklara bu kitabı okuduğumda "Sizce bu nasıl bir anne?" diye soruyorum. Gelen cevaplar şöyle oluyor:
“Çocuğunu çok seviyor,"
"Ama biraz fazla seviyor,"
"Seviyor ama biraz abartıyor,"
"Aslında kötülük ediyor çocuğuna.”

Çocukların biri başlıyor ve sırayla söz alarak annenin ve oğulun içinde bulunduğu tuhaf durumu açığa çıkarıyorlar. Yetişkinler bu kitapta benim "anneler saçını süpürge etsin" deme ihtimalimi sorguladığı için, merakımdan çocuklara bazen "Sizce yazar ne düşünüyor? Anneler çocuklarına böyle davranmalı mı diyor bu yazar?" diye sordum. Henüz "Evet" cevabını almadım. Hatta bir ağızdan "Hayııırrr" diye bağırdılar. Yani çocuklar anlıyor. Ödev yapmanın faydalı bir şey olduğunu göstermek için illa düzenli ödevlerini yapan bir kahraman mı kurgularsınız, yoksa bazen hiç ödev yapmayan bir kahraman üzerinden mi anlatmayı seçersiniz?


Saadet: Türkiye’de çok sayıda etkinliğe katılıyorsunuz ve çocuklarla hemen her fırsatta biraraya geliyorsunuz. Sizi en fazla heyecanlandıran şey nedir bu buluşmalarda.
Tülin: Yaratıcı okuma etkinliğinin sonunda bir çocuğun öğretmen tarafından sıraya sokulup salondan çıkarılırken bir anda sıradan çıkıp koşarak yanıma gelmesi, hiçbir şey söylemeden bana sarılıp sıraya geri gitmesi. Bu o çocuğun "Çok eğlendim ve okuduğun kitabı çok sevdim" deme şekli. İşte o an her şey duruyor, "Değdi" diyorsunuz.

Saadet: Burdan oğlaklara (küçük ve tıpkı oğlaklar gibi zıplayan, yerinde durmak nedir bilmeyen zamane çocukları) ve onlarla bir şekilde yolu kesişenlere söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Tülin: Anne ve babalarınızın yanına koşun ve onlara “Bana bunu oku” deyin. Ben çocukların kitapsever olabilmeleri için yetişkinlerin kitap okuyarak rol model olmalarını yeterli bulmuyorum. Kendi kitabınızı okumak yetmiyor. Üzüm üzüme baka baka kararmıyor. Çocuğa kitap okumak gerekiyor. Çocuğunuza kitap okuyorsanız tüm benliğinizle orada ve onunlasınız. Kitap okurken bir yandan da başka bir işle meşgul olmanız mümkün değil. Böylece okul öncesinde kitap okunan çocuk için kitap anne-babayı tüm benliğiyle yanında kılan çok güçlü bir nesne olarak zihnindeki yerini alıyor. Okula başlayığ da okumayı sökme zamanı gelince o çocuk çoktan bir kitapsever olmuş ve okumayı sökerek kitabı fethetmek için can atıyor. Kitap okunmadan ilkokula başlamı bir çocuk için okumayı sökme süreci öylesine meşakkatli ki ona o zorlu süreci yaşatan nesneyi, yani kitabı neden sevsin? Diyeceğim o ki kitapseverler ilkokul çağından önce, çocuk henüz okumayı bilmezken yaratılır. Ve okumayı söktükten sonra da çocuğa kitap okumayı bırakmamalıyız bence. "Artık okumayı biliyorsun, kendin oku" denmemeli çocuğa. O paylaşım devam etmeli. Okumayı sökmesi anneyi babayı yanından uzaklaştıran bir cezaya dönüşmemeli çocuk için. Ben ilkokul bitene dek anne babanın çocuklara kitap okumaya devam edebileceğine inanıyorum. Dizi film seyreder gibi, her akşam bir bölüm okunabilir.

Saadet: Çok teşekkür ederim sohbetimize katıldığınız için. Çocuk kütüphaneleri üzerinden son bir soru sorup tamamlıyorum. Türkiye’de benim de görünce mutlu olduğum bir hareketlenme var bu konuda. Edebiyatta yaratıcı okuma etkinleri de bu çerçevede bu ara çok konuşuluyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu gelişmeleri?
Tülin: Olumlu görüyorum elbette. Ben de 6 yıldır yaz ayalarımı ABD’de geçiriyorum. Deneyimlediğim hemen her şeyi süzgeçten geçirip Türkiye’deki etkinliklerde kullanıyorum. Dolayısıyla interaktif okumanın önemine inanıyorum. Görsel, işitsel ve kinestetik öğrenme modellerinin tamamına dokunuyor yaratıcı okuma metodları. Mesela yurtdışında bazı kütüphanelerde çocukların dans etmeleri için bile alanlar var. Çocuk kütüphaneleri yaşayan mekanlara dönüşmüş durumda yani. Bizde de benzer kütüphaneler oluşmaya başladı. Mesela Kültür Bakanlığı bu bağlamda çalışan çocuk kütüphaneleri kuruyor. Ayrıca Kitap Okuyan Çocuklar gibi gönüllü girişimler belediyelerle birlikte harika oyun kitaplıkları kuruyorlar. Kadıköy, Şişli ve Mersin'in Mezitli ilçesinde birer Kitap Okuyan Çocuklar Oyun Kitaplığı kuruldu. Kütüphaneler çocuklar için bir eğlence mekan olarak tercih ediliyor artık. Parklar gibi kütüphaneler de enerjilerini boşaltacakları mekanlara dönüştü. Kitapları yanı sıra oyuncaklar var bu kütüphanelerde ve birbirinden eğlenceli yaratıcı okuma etkinlikleri yapılıyor.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder