22 Mart 2017 Çarşamba

Teo'nun Tablet Kitabı

Elimde yine bir seriye ait kitap var. Teo’nun Tablet Kitabı. Kapağında altı tane çocuğun ellerinde tabletle oturduğu bir resim var ve resmin hemen altında ağzında bir kova taşıyan bir kaplumbağa görüyoruz. Kaplumbağa çocuklara bakıyor. Plajda olan çocuklar sadece ellerindekine odaklanmış şekilde resmedilmiş. Kitabın en arka sayfasında öğreniyoruz ki kaplumbağanın adı Kamil. Kaplumbağa belki de benim ilk algımda teknoloji çağındaki çocuklar karşısında biz büyüklerin kendilerini hissettikleri hali resmediyor.
Sizlerin de tahmin edeceği gibi çocuklar ve teknoloji bağımlılığı üzerine bir kitap. Oldukça da güzel bir kitap. Güzelliği sadece sonuç olarak önümüzde duran ana sayfadaki resme eleştiri yapıp kenara çekilmemesi. Yani çocuklar suçlu deyip biz büyükleri aklamıyor. Ya da bir başka ifade ile didaktik bir dil kullanıp onları bu tehlikeye karşı nasıl koruyabiliriz şeklinde bir yol çizmemiş kendisine. Aksine tam da kitabın ana karakteri Teo’nun sözleriyle hepimize ayna tutuyor. Hepimize derken bir çocuğun hayatında olabilecek hemen herkese. Benim kitabı sevme yönüm de aslında bu. Elbette konu zaten güzel ve hepimizin üzerinde durması gereken bir konu ama ‘her olayın bir farklı tarafı da vardır’ diye bize okuma şansı vermesi ayrıca güzel. 
Teo yaz tatillerinde arkadaşlarıyla vakit geçirmekten keyif alan, büyük anne ve babasıyla da yapacak bir şeyler bulan bir çocuktur. Ancak tüm arkadaşlarında tablet görüp de ailesine isteğini belirtince olanlar oluyor. O zamana kadar denizi, oyunları, arkadaşlarını, doğayı, kısacası hayata dair somut olan ne varsa hepsini deneyimleyen ve bununla mutlu olan Teo isteği yerine getirildiğinde, yani kendisine tablet alındığında hayatının merkezine tabletini koyuyor. Araçsal olarak değil de bağımlılık derecesinde tableti kullanması fiziksel ve ruhsal sorunları da beraberinde getiriyor. Haliyle aile endişelenmeye başlıyor. İlk başta sınırsız kullanıma izin veren aile aldıkları sonuçlar nedeniyle kısıtlamaya gitse de artık pek başarılı olamıyor. En kötüsü Teo tabletin öncesinde hayatında olan hiçbir şeyden tad alamaz hale geliyor. İşte tam da en dramatik zamanlar bir çocuk için. 

Etrafında çocuk olanlar bilir ki çocuk demek hareket demektir. Oyun demektir. Neşe ve kahkaha demektir. Bunlar tabletle birlikte Teo’da yok oluyor. Aile teknoloji ile ilgili gereken tedbirleri zamanında alamadığı için de olayın sonuçlarını en ağır Teo ödüyor. Çocukluğu elinden alınıyor aslında bakarsanız. Kitap elbette uzman kişilerin elinden çıkmış. Yağmur Artukçam ve Psikiyatrist Dr. Özlem Sürücü’nün yazıp Nurbanu Asena’nın resimlediği kitaplar tam da hayatımızdaki soruna ayna tutuyor. 
Teo kendisine tehlikeden bahseden ailesine verdiği cevaplarla aslında nasıl bir rol model olduğumuzu da gösteriyor bizlere. Örneğin babasının sürekli telefonla uğraşması, annesinin arkadaşlarıyla sürekli fotoğraf çekip paylaşma üzerine diyalog geliştirmesi ve nihayetinde büyükbabanın uzun süre televizyon karşısında zaman geçirmesi bir bir önümüze diziliyor. Teo kendisine tablet kullanımı ile ilgili kısıtlama konulduğunda aynı şeyleri aile büyüklerinin de yapıp yapmayacağını soruyor. İşte en güzel soru. Sizce de öyle değil mi? Söylemek ve buyurmak en kolayı çocuklara ama davranışsal olarak örnek olmak büyükler açısından her zaman kolay olmuyor. Zaten bu sebeple çelişkiler yumağında sürükleniyor çocuklar. 
Aile bireyleri hatalarını farkedip bunu yok etmeye çabalıyorlar. Kitapta en fazla hoşuma giden bir diğer nokta ise büyükbabanın Teo ile konuştuğu zamanlar. Büyükbaba bilgisayar oyunları ile ilgili o kadar doğru tespitlerde bulunuyor ki sırf bunu görmek için bile bu kitap alınıp okunabilir. Bilgisayar oyunlarının kurgusal bir yaşama çocukları sürüklediği, onların yapabilirliklerini sınırladığı, beklenen hamlelerin önceden ayarlandığı ve oyunun şematik halinde sunulan ile yetinilmesini öğütlediğini çok net ifade ediyor büyükbaba. Bu halin bir oyun olmadığı, aksine seri üretimde çocuk yetiştirmenin yolu olduğunu vurgulayan büyükbaba çok güzel bir konuya değiniyor. Yaklaşık dört yıl kadar önce Yeni Medya Kongresi’ne katılmıştım ve orda bir sunumda bilgisayar oyunları ile cinsiyetçilik arasında bağlantı kurulmuştu. Karakterlerin belirlenen şeyleri yapmaması halinde bir üst pozisyona ilerleyemediğini ve bu belirlenen şeylerin de çok fazla şiddet ve cinsiyetçilik içerdiğine değinmişti sunumu yapan akademisyen. Teo’nun büyükbabasını dinlerken (elbette okurken) o sunuma gitti aklım. Aynı yerden ve doğru bir noktadan konuyu yakalamıştı çünkü.
Bazen bizler için çok sıradan gelen şeylerin aslında hayatlarımızda nasıl da olumlu/olumsuz dönüşümlere yol açabildiğini farkedemiyoruz. Bu nedenle özellikle çocuk yetiştirirken daha özenli ve dikkatli olmamızı çok nazik bir dil ile ifade ediyor Teo’nun Tablet Kitabı bizlere. Finali de oldukça keyifli. Kendi aralarında oluşturdukları bir oyun ile Teo’yu çocukluğuna, bizleri de onların güzel dünyasına geçiriyor yazarlar. 
Bu satırları yazarken çocukken özellikle büyüklerin bizlerle beraber oynadığı oyunlardan nasıl da keyif aldığımı hatırladım. Çok mutlu olurdum onların oyuna dahil olmasına. Dahil olurlardı da. Özellikle annem dahil olurdu. Elektrikler kesildiğinde mum ışığında kalmak yerine “haydi çocuklar saklambaç oynayalım” dediği kulaklarımda şimdi. Yine evde ip atladığımız, bahçede çamurdan bir şeyler yaptığımız ve biraz daha büyüyüp okullu olduğumuz zamanlarda bizlerle oynanan “isim-şehir” gibi oyunları hiç unutmam. Çok ama çok mutlu olurdum o zamanlarda. İyi ki bu zamanları geçirmiş ve bizlere zaman ayırarak çocukluğumuzun tadına varmamızı sağlamışlar. Geçtiğimiz günlerde katıldığım Gün Işığı Kitaplığı tarafından organize edilen Edebiyatta Eğitim Seminerleri’nde Doç. Dr. Necdet Neydim sunumunda “Hayat Güzeldir” filminden örnek verdi. Verdiği örnek sonrasında da hayat ne kadar zorlayıcı olursa olsun bir çocuğun hayatına dokunmamanın nasıl özel ve güzel olduğunu vurguladı. Edebiyatın da özellikle zor zamanlarda nasıl hayata tutunma şekli olabileceğine değindi. Ekrana yansıttığı tek kare resimde babasının hayatının son saniyelerinde de olsa çocuğuyla hayatı oyuna çevirmesine değindi bir de Doç. Dr. Neydim. 
Tamam tamam panik yok; daldan dala atlamıyorum. Aksine tam da aynı dalda sadece zıplıyorum. Konu çoklu çağrışımlar yaptı sadece. Hem kendi çocukluğuma, hem de bu konudaki benzer sunumlara ve konuşmalara götürdü kitap. Teo’nun yaşadıklarından hepimiz kendimize bir şeyler çıkartabiliriz. Çok klasik olsa da bir başka şeye daha vesile oldu bu kitap. Halk arasında “İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır” derler ya, işte yazarlar da bize bunu nazikçe söylüyorlar. Çocuğunuzu eleştirmeden önce kendinize ve yaşama şeklinize bakın diyor. Özeleştiri yapmamıza vesile oluyor kısacası Teo ve onun bize ulaşmasını sağlayan herkes. Bilgi Yayınevi tarafından basılan ve Madalyon Psikiyatri Merkezi’nce onaylanıp çocukla ilgili herkese güzel uyarılarda bulunan kitabın son sayfalarında da teknoloji bağımlılığının nasıl oluştuğu ve nasıl bu sorunun çözümlenebileceği aktarılıyor. Anlaşılan Teo’nun Kaka, Tırnak Yeme, Gece Korkusu, Dalga Geçme, Can Sıkıntısı Kitapları da bizlere güzel uyarılarda bulunacak. Seriyi tamamlamakta fayda var gibi görünüyor. Kim bilir belki sizler de okurken kendi çocukluğunuzdaki anılarınıza gidebilirsiniz. Ordan size iyi gelenleri çocuğunuza taşıyabilirsiniz. Buna vesile olursa bu yazı ne mutlu bana. Son bir dilek; çocukların sevgi ve neşesi ama en önemlisi sağlığında geçsin günlerimiz.


Metnin Yayınlandığı Gazete

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder