28 Mart 2017 Salı

Pazarları Beni Çok Öp Anne'nin Tina'sını Çizen Ege Karadayı İle Röportaj :)

Fotoğraflar: Gülhis Duygun
Röportaj: Saadet Sevinç Doğan

Sizleri “Pazarları Beni Çok Öp Anne” kitabının çizeri Ege Karadayı ile keyifli bir sohbete davet ediyorum.

Kitap üzerine tanıtım yazısı yazarken de belirttiğim gibi kitabın kapağındaki kız çocuğu, down sendromu, anne baba ayrılığı ve kitap başlığı en çok da çekti beni kendine. Epeydir aklımda olan ise çocuk kitapları üzerine yazanlar kadar bence onları ikinci kez hayatlarımıza çizimleriyle aktaran çizer tarafından birileriyle konuşmaktı. Bazen sözün yerine geçen çizimleriyle hikayeyi anlatan bu harika alana içerden bir sesle devam edelim o zaman.


Saadet: Biraz kendinden bahseder misin? Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdin?
Ege: Annem kitap okurdu bana. Sık sık kitap alışverişi yapardık. Kitaplar üzerine tiyatral çalışmalarımız da olurdu. Bazen de çizimlerini yapardık beraber.

Saadet: Annenin mesleğini merak ettim?
Ege: Annem arkeoloji mezunu. Sınıf öğretmenliği yapıyor şimdilerde.

Saadet: Annen kitaplar konusunda nasıl davranırdı?
Ege: Annem özgür bırakırdı. Ben seçerdim. Kitaplarımı seçmeye okul öncesinden başladım. Genelde çizerlerine ve kapaklarına bakarak alırdım. Çizimler. Çizimlerin bana hissettirdikleriydi tamamen kararımı belirleyen. Çizim bana güzel bir şey hissettiriyorsa ona yaklaşırdım, hepsi bu.


Saadet: Hemen ve ilk aklına gelen kitapların nelerdi?
Ege: Güle Güle Nereye? , Hergüne Bir Masal, Şermin, Şişkolar ve Pıskalar, Aytül Akal’ın kitapları ve diğerleri.

Saadet: Çizim ne zaman girdi hayatına?
Ege: Duvara balık çizerek başladı çizim hayatım. Hep çizdim. İlkokulda karikatür yaptım ve yarışmalara katıldım. Üniversitede güzel sanatlar. Okurken de mizah dünyasına dahil oldum. Leman’da da çizdim bir dönem. Ben kendimi kategorize edemiyorum.

Saadet: Çizmek sence nasıl öğrenilir?
Ege: Okul hayatım 7 sene sürdü. Okulla aram pek iyi olmadı. Usta çırak ilişkisine inanıyorum. Günümüz eğitim sistemin buna pek uygun olmadığını düşünüyorum. Sanatın veya yeteneğin eğitimi olamaz.

Saadet: Hayata dair bir şey çiz desem ne çizersin?
Ege: Çizgilerimin aksine karamsar bir insanım.

Saadet: Çevresindeki her şeye duyarlı olan insanın daha fazla acı çekmesi gibi mi bu?
Ege: Evet aynen öyle.Ülkenin bir önemi yok hissettiklerimde. Dünya’nın geneli hakkında kaygı ve endişelerim fazla.

Saadet: Çocuk derken aklına ne geliyor?
Ege: Çocuklara dokunamam. Kafalarına hayranım. Algılayış ve yorumlayış biçimleri aslında bizim belirli bir düzeye ulaşmadan edinemeyeceğimiz bir şey. Aslında hayat o kadar basit. Hayatı karmaşıklaştıran ve zorlaştıran insanın egosu bence? Daha saf bir ego var çocuklarda. Biçimsel kaygıları, aidiyet kavgaları, para kazanma hırsı vb birçok şey bizleri hırçınlaştırıyor. Bireyselleştirip karşınızdakine zarar vermeye başlıyorsunuz. Kendine ve karşındakine yalan söylemeye başlıyorsun bu çemberde. Çocuğa zarar verme korkusu taşırım hep. Onda kalıcı olumsuz izler bırakma kaygısı hakim bende.

Saadet: Çocuklarla beraber çalışırken nasılsın peki?
Ege: Benim en iyi diyalog kurduğum yer çizim zaten. Çizmek istedikçe, ben onun kafasına girip onunla beraber çiziyorum. Onlarla çizerken daha net diyalog kurabiliyorum. Beraber çizim yaptığımız çocuk çok oldu.

Saadet: Çocukla çalışmak nasıl bir şey?
Ege: Öğreniyorsun, hem de sürekli. Örneğin annem de benimle beraber öğretmenliği keşfetti. Beraber öğrendik aslında hayatı. Ben bugün okula gitmek istemiyorum dediğimde buna karşı çıkmayan, sadece anlamaya çalışan bir anneydi. Anlamaya çalışırdı. Bu da beni daha bağımsız bir karakter yaptı.

Saadet: Çizerken kendini nasıl hissediyorsun?
Ege: Her şeyle bütünleşiyorum. Dünyaya olan algım kapanıyor. Yaşayarak çizdiğimi düşünüyorum. Daha küçücük bir çocukken, yani okula bile gitmiyorken, 4-5 saat hiç kıpırdamadan çizdiğimi, anımsıyorum. Hala da çizmek benim için yaşamak gibi bir şeydir.

Saadet: Bu yolculuğunda sana iyi gelenler oldu mu eğitim hayatında?
Ege: Üç kadın vardır hayatımda. İlkokuldaki resim öğretmenim, lisedeki resim öğretmenim, üniversitedeki hocam. Neden dersen;sanatın içinde olmalarından ötürü beni daha iyi anladılar. Bana bu şekilde yaklaştılar. Tembel bir öğrenci diyerek beni kenara koymadılar. Genelde yalnız bir çocuktum. Yaşıtlarımdan en uzun ve iri olmakla birlikte yalnız bir çocuktum. Tembel bir öğrenciydim. Çalışsaydım yapabilirdim ama ilgimi çekmedi. Mükemmelliyetçi bir yapım var. Eğitim hayatımda da öyle oldu. Aradığımı bulamıyordum okullarda.

Saadet: Çizmek senin için ne anlama geliyor?
Ege: Ruhumda hissediyorum çizdiklerimi. Benim kendimi boşalttığım bir yöntem bu. Bu nedenle de benim için iş değil, hayatı yaşama şekli çizmek. Ben tutkularımın peşinden gittim bir şekilde. Ama yine de kendi çalışmamı duvarda görmek de tuhaf geliyor. Bir kitapla ilgili çizim bittiğinde veya konuyla ilgili dönüp geriye baktığımda ortaya çıkan şey sizden ayrı bir şey oluyor. Ama tekrar tekrar bakınca onları çizerken hissetiğim tüm duygular canlanıyor zihnimde. Bir yanıyla da beni yok ederken kendini vareden bir şey sanki çizmek. Bundan iyileşirsem çizemem, çizersem de iyileşemem.

Saadet: Peki çocuk kitabı üzerine çizmek nasıl bir şey?
Ege: Kendi içinde sorumluluğu çok ağır bir şey. Çizerken hikayeyi baştan kurguluyorsun. Kitabı kendi hayatın üzerinden düşünerek resmediyorsun. “Ben olsam ne görmek isterdim orda” diye sorunun ardından gelenlerle çizim başlıyor.

Saadet: Tina’ya gelelim. Sen ne düşündün hikayeyi ilk okuduğunda Tina ile ilgili?
Ege: Hoplayan, sürekli heyecanlı bir kız çocuğu hayal ettim. Kıpır kıpır, her şeye rağmen gülümseyen bir kız çocuğu hayal ettim. Kitabı birkaç kez okudum. Çizmek istediğim sahnelere tekrar döndüm ve sonunda hayalimdeki ile kitaptaki birleşti.

Saadet: Yazar ve çizerin uyumu hakkında ne söylemek istersin?
Ege: Yazarla ortak çalışmayla ortaya çıkan ürünlerde çok daha güzel bir ürün ortaya çıkıyor. Bu bir ritim meselesi ve kolay yakalanacak bir şey değil. Çocuklar için çok güzel ve hayal gücünü geliştirici şeyler ortaya çıkıyor ve bu reddedilemez.

Saadet: Karikatür mü çocuk kitapları çizimleri mi?
Ege: Kendimi illüstratör olarak görebilirim ama kendimi tanımlamayı sevmiyorum. Çocuk kitabı yapmak keyifli. Beni en çok keyiflendiren şey defter karalamak, sadece karalamak.

Saadet: Çizim yapmasaydın ne yapardın?
Ege: Yine bir şekilde çizim yapıyor olurdum.

Saadet: Çocuk kitapları çizim yaparken neye dikkat ediyorsun?
Ege: Ben çocukken en çok neyi gözlemediğimi hatırlıyorum. Oralardan çizmeye başlıyorum aslında. Hala çok mükemmel çocuk kitapları var.


Saadet: Sektörden biraz bahsedelim?
Ege: Çizim işi en az kıymet gören tarafı mali açıdan. Ne olacak ki bu senin için 5 dk.lık bir şey deniliyor. Oysa ki hikayeyi tekrar yazmanın yanında son söz bizim. Bir de çok fazla satış kaygısı var bizde. Yaratıcılığından ve kalitesinden ziyade satar mıyız, satmaz mıyız kaygısı ağır basıyor maalesef. Çocuk kitapları toplumu yönlendirecek şekilde aslında. Kötü işlere prim verilmemesi gerekiyor bu nedenle. Nitelik ve kaliteden ödün verilmemeli. Yeni yazarlara ve çizerlere fırsat verilmeli diye düşünüyorum.

Saadet: Çocuklar kitaplarını kendileri mi seçer sence?
Ege: Çocuk ayrımını yapar aslında. Çocuğu bıraksan devleti yönetir. Büyüdükçe kaybediyoruz yeteneklerimizi. Büyüdükçe kaygılarımız artıyor çünkü.

Saadet: Türkiye’de çocuk kitaplarının geleceğini nasıl görüyorsun?
Ege: İyi şeyler çıkacak. Yeni çizer ve yazarlar dünyayla çok daha yakın ilişkiler kuruyor. Bu da gelişimi kaçınılmaz kılıyor. Yavaş da olsa değişimi yakalıyoruz diye düşünüyorum.

Saadet: Pazarları Beni Çok Öp Anne ile son soruyu sormak istiyorum: Kitapta en fazla etkilendiğin kısım hangisi?
Ege: Anne ve babanın durumu beni etkiledi. Hep kopuklardı ve ebeveynlerin kararsızlığını çocuklar yaşıyordu. Merak ediyorum, acaba ne oldu bu aileye? Hala merak içindeyim mesela.

Metnin Yayınlandığı Gazete:  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder