22 Mart 2017 Çarşamba

Kolezyom'u Çalan Adam

Kolezyum’u kim çalabilir demeyin. Kitabı okuduktan sonra “Kolezyum nedir?” diye beraberce araştırma yaparken yanınızdaki çocuğa internet ansiklopedisinden onun bazı zamanlarda çalınmak istendiğine dair notlar okurken buluyorsunuz kendinizi. Olmaz demeyin olabiliyor. Denenmiş bir konu üzerinden bu kitabı okumak Can Çocuk Yayınları sayesinde oluyor. 
Gianni Rodari tarafından yazılan ve Nicoletta Costa’nın kaleminden resimlenen kitabı Türkçe’ye Tülin Sadıkoğlu çevirmiş. Konusu başlığından da anlaşılacağı üzre Kolezyum’u çalmak isteyen bir adamın yaşadıklarından oluşuyor. Ömrünü bu beyhude çabaya harcayan adam günlerce Kolezyum’dan taş taşımış, evine getirmiş. Ancak amacına bir türlü ulaşamayan adam yaptığının doğruluğunu da bir gün tartışmamış zihninde. Çalmak ne demek, neden yapılır? Hiç bu konularda akıl yürütmemiş adam. Sadece günlerce aynı şeyi düşüncesizce yapmaya devam etmiş.
Evindeki çoğu eşyanın yeri Kolezyum’dan gelen taşlar nedeniyle değiştirilmiş. Öyle ki adam yaşlanmış ama isteği hep aynı yaşta kalmış sanki. Ne garip bir ömür geçirme şekli? Sizce de öyle değil mi? 
Kitapta anlatılmak istenen elbette sadece çalmak ve onun yanlışlığı değil. Bu var elbette ama daha önemlisi “ben” kelimesi yerine “biz” kelimesini koymanın çocuk için nasıl önemli olduğu noktası. Adam yaşlanınca da yine Kolezyum’un yolunu tutuyor ve orada kendi gibi hisseden bir çocuğu gördüğünde fark ediyor hatasını. Farklı ülkelerden yüzlerce insanın ziyaret ettiği bu tarihi yapı içinde herkes hayranlıkla gezerken bir tane çocuk “benim benim” diye bağırıyor ve adam bu çocuğun çirkin sesini duyuyor. Aslında duyduğu sesin çirkinliği sadece fiziksel bir şey değil aksine genel ahengi bozmasından kaynaklı. Herkesin ortak bir miras üzerinden hayranlıkla izlediğini tek başına sahiplenmek istemesinde gizli o çirkinlik. Tam da yazarın dillendirdiği gibi biz kelimesi yerine ben derken ki bencilce düşünüşte saklı o çirkinlik. 
Yaşlı adam işte o an fark ediyor hayatını nasıl da anlamsızca ve boşa geçirmiş olduğunu. O zamana kadar farketmediğini yine bir çocuktan öğreniyor işte. Onun hatasında kendisini görüyor ve kendi hatasına orda varıyor. Kolezyum’un insanlık tarihine bir miras olduğunu ve onu görmeye farklı coğrafya ve kültürlerden gelen insanların nasıl da güzel vakit geçirdiklerini görünce adam ve dolayısıyla bizler ortak miras kavramına dönüyoruz tekrar. Sonra kelimelerin anlamlarına takılıyoruz. Nasıl da önemliymiş biz ve ben kelimelerindekiler değil mi? Ben diyenlerin diğerlerini yoksun bırakma telaşında aslında nasıl da yalnızlaştıklarını da görüyoruz bu kitapla. Herkesin ortak bir konu etrafında farklı şekillerde de olsa hissettiklerinden bile mahrumlar. Paylaşmak ve daha fazla insanın güzel olanı görmesi için ömür tüketenlerin yanında nasıl da çirkin kalıyor değil mi çalmak isteyenlerin hayatı. 
Çalmak ve çalarken yoksun kalmak insani değerlerden. Çalarken fakirleşmek, eksilmek ve çirkinleşmek. Çalarken dilinde olacak zararları silememek. İnandırıcılığından kaybetmek mesela çalarken. İnsan olmaya atfedilen o değerden mahrum olmak yine çalarken. Oysa “biz” derken, bölüşürken çoğalmak. Tadın ve lezzetin çoğalması gibi. Çağrışımların çoğalması gibi. Güzelliğin ve iyiliğin bulaşıcı olduğu kadar çoğalabileceği gibi. Dahası mı? Ömür dediğin nedir ki zaten? Aşık Veysel’in kendisini bırakıp başka birisiyle kaçan eşine yaptığı geldi aklıma bu satırları yazarken. Kaçacaklarını hisseden Aşık Veysel eşinin çorabının içine para sıkıştırıyor, birilerine muhtaç olmasınlar diye. Şimdi bir yanımızda böyle bir değer varken durup da hırsıza zaman ayırmak harcanan zamana yazık değil mi sizce de? Ömür dediğin, istediğin gibi ama en çok da kafanı yastığa koyduğunda aldığın huzuru hissedeceğin gibi geçsin yeterli. Fazlası kimseye kalmıyor ve hayat öğretiyor zaten doğruyu ve yanlışı; bazen çocukken, bazen de tıpkı bu kitapta anlatıldığı gibi bir çocuğun hatasını gördüğünde. Sadece çağrışımları nedeniyle bile okunası bir kitap. Tavsiye ve beğeni ile…


Metnin Yayınlandığı Gazete


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder