28 Mart 2017 Salı

"Annem Her Yerde" Kitabının Yazarı Pimm van Hest İle Röportaj


Röportaj: Saadet Sevinç Doğan
İngilizce'den Çeviren: Özlem Temizöz

Pimm van Hest: Öncelikle bu röportaj ile beni çok mutlu ettiğinizi ve onurlandırdığını belirtmek isterim. Bu vesileyle öykülerimin yanı sıra, kişisel değerlerimi, bulgu ve görüşlerimi daha ayrıntılı bir şekilde paylaşma fırsatı bulmuş olacağım. O nedenle değerli ve ilginç sorularınız için bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.
Saadet Sevinç Doğan: Merhaba, tanıştığımıza çok memnun oldum. Öncelikle kitabınız “Annem Her Yerde” yi çok beğendiğimi belirterek başlamak istiyorum. Kitap ölümü anlatıyor. Oldukça zor bir konu. Dilerseniz röportaja buradan başlayalım. Ölüme dair yazmaya nasıl karar verdiniz?

Pimm: Bu konuyu seçtim çünkü ölüm her daim etrafımızda olan bir olgu. “Annem Her Yerde” de anlattığım ölüm aslında her zaman ve her yerde. Neyse ki ölüm her zaman sevdiğimiz insanların kaybı şeklinde çıkmıyor karşımıza. Zaman zaman hayvanların (evcil hayvanlarımızın) ölümü ya da doğada (yaprakların dökülmesi) bir ağacın veya bir gülün ölümü şeklinde çıkıyor karşımıza. Ben bu kitabımla çocukların doğanın bu önemli ve olmazsa olmaz yönünü fark etmelerini ve bunun hakkında konuşabilmelerini istedim.
Gerçek şu ki çoğu çocuk aslında ölümden korkmaz ve ölümün çok doğal bir durum olduğunu düşünür. Ölümle ilgili hemen hemen tüm vakalarda, ölüme dair kendi korkularını çocuklarına yükleyen ve yöneltenin bizzat yetişkinler (ebeveynler) olduğunu görürüz.
Yani çocuklara ölümle nasıl baş edileceğini, öyle ya da böyle, öğreten yetişkinlerin oluşturduğu toplumdur. İşte bu nedenle bu kitabı yazdım. Ölümün, yaşamın doğal ve olmazsa olmaz bir parçası olduğunu çocuklara – dürüst olmak gerekirse aynı zamanda yetişkinlere de - göstermek ve böylece - her ne kadar bunun çok korkunç olduğunu ve bunu nasıl yapacaklarını bilmediklerini düşünseler de - ellerinde çocuklarla ölüm hakkında konuşabilmeleri için bir araç olmasını sağlamak için. 
Kitapta vermek istediğim temel mesaj çocukların (ve yetişkinlerin) ölümü her daim korkulacak bir olgu olarak görmemelerini, yaşamın ve yaşamanın olmazsa olmaz ve çok önemli bir parçası olarak kucaklamalarını sağlamak! 

Saadet: Hiç Yolanda gibi bir kızla karşılaşıp ona ölümü anlattınız mı daha önce? Ölümle ilgili olarak yazmanızın özel bir sebebi var mı?

Pimm: Aslına bakılırsa bana bu kitabı yazma fikrini veren çok özel bir Yolanda var. Yolanda 20 yaşındayken annesini kaybeden çok özel bir arkadaşım. Annesi ile tanışma fırsatım olmadı çünkü ben Yolanda ile tanıştığımda annesi ölmüştü. Ancak Yolanda’ya sık sık annesi hakkında sorular sordum ve bu şekilde yıllar geçtikçe onun hakkında bilgi edinmeye başladım. 
Yıllardır ölümü, ölümün yaşamın çok önemli ve olmazsa olmaz bir parçası olduğunu anlatan bir kitap yazmayı düşünüyordum. 
Bir noktada, Yolanda ile geçirdiğim özel bir akşamdan sonra parçaları birleştirdim ve o yanımdan ayrılır ayrılmaz bilgisayarımın başına geçtim ve öyküyü yazdım: Tinsel bir şekilde tuşlara basan bendim, ancak öykü kendi kendini yazıyordu. Çok özel ve güzel bir deneyimdi. “Annem Her Yerde” bir ebeveynin, annenin ölümünü anlatıyor. Yolanda annesini kaybediyor. Neyse ki çoğu küçük çocuk bu deneyimi yaşamıyor. Ancak kitap yalnızca bir ebeveynin kaybını anlatmıyor – kapsamı çok daha geniş. Sevdiğiniz birini / bir şeyi kaybetmeye dair.
Ben bu kitabı yazmaya ölüm hakkında, ölümün ne olabileceği, onu kendime ve başkalarına (çocuklara) nasıl açıklayabileceğim hakkında kafa yorduktan sonra karar verdim. 
Yaşamım boyunca farklı konulara kafa yordum: İfade edemediğimiz, ancak var olduğuna ve gerçek olduğuna inandığımız şeylere. Örneğin, güneşin ısısını göremiyoruz, ancak var olduğuna inanıyoruz çünkü onu hissediyoruz. Aynı şey bir koku ya da saçlarımızın arasından esen rüzgâr için de geçerli. Tüm bunlar göremediğimiz, ancak deneyimlediğimiz için gerçek olduğunu bildiğimiz şeyler. 
Bu durum bana çocuklara ölümü sunmak amacıyla bir araç temin etme fikrini verdi. Sevdiğiniz birisi öldüğünde onu artık fiziksel olarak göremiyor olmanız onun artık orada/burada olmadığı anlamına gelmez. O kişiyi hala hissetmeye, onu deneyimlemeye devam etmenin onlarca farklı yolu var. İşte ben “Annem Her Yerde”yi bunu anlatmak için yazdım: Çocuklara ölümle baş edebilmenin çeşitli yollarını sunmak istedim.
Ve (dünyanın her yerinden) aldığım (büyük) geribildirim kitabımın yalnızca çocuklara değil aynı zamanda ebeveynlere ve yetişkinlere de yardım ettiği şeklindeydi. O nedenle bu kitabın her yaşa hitap eden bir kitap olduğunu söyleyebilirim. 
Kitapta gerçekçi olmaya (ölümün ne olduğunu ve ana karakterin ölümü nasıl deneyimlediğine dair) ve ölümle nasıl somut bir şekilde başa çıkılabileceğine dair yollar sunmaya çalıştım. Bunu yaparken ölümü yalnızca genel olarak dini inançların bize anlattığı şekilde değil, okurun kendi dinine ve inançlarına uygun şekilde algılamasına çalıştım. 

Saadet: Çocuklar için yazmaya ne zaman başladınız? Ayrıca bize biraz kendinizden bahseder misiniz? 

Pimm: 25 Ağustos 1975’te Hollanda’nın Veldhoven kentinde doğdum. Ortaöğrenimimi tamamladıktan sonra ilkokul öğretmeni olmak üzere eğitim aldım. Üniversite eğitimimin son yılında bitirme tezi olarak bir çocuk kitabı yazdım: Keob ve Arkadaşlarının Gizemli Maceraları . Bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra tekrar öğrenimime devam etmeye karar verdim: Tilburg’da (Hollanda) psikoloji eğitimi almaya başladım. Serbest zamanlarımda, Eindhoven’da (Hollanda) yer alan büyük bir kitapçıda çalışmaya başladım. 2002 yılında eşim Eduard ile tanıştım ve 2008’de kızımız Moira’yı evlat edindik. Splinter ve Zorro adlarında iki de köpeğimiz var. Evlat edinme hakkında resimli bir kitap yazma fikri geldi aklıma. Zira çocukların o yaşlarda evlat edinme durumu ile ilgili onlarca sorusu olduğunu ve bu konuyu ele alan çok az kitap olduğunu fark ettim. Kitabım “Rosita” da bu şekilde ortaya çıktı. Moira hayatımıza girdiğinden bu yana tam zamanlı bir babayım ve okumayı, yazmayı, tasarlamayı, yürümeyi ve güzel ailemizin keyfini çıkarmayı çok seviyorum.
Bir yıl öğretmenlik yaptım ve öğretmenin yanı sıra, hatta ondan da öte, içten içe ilgimi çeken şeyin “yaptığımız herhangi bir şeyi neden yaptığımız, neden başka şekilde değil de yaptığımız şekilde yaptığımız” olduğunu fark ettim. O nedenle öğretmen olarak mesleğime nokta koyup psikoloji (çocuk psikolojisi) okumaya başladım. Öğrenimim sırasında Hollanda’da büyük bir kitapçıda çalıştım (öğrenim masraflarımı ödeyebilmek için). İkinci üniversite öğrenimimin sonunda, eşim ile tanıştım ve bir evlat edinmeye karar verdik. Evlat edinme işlemleri için kaydımızı yaptırdık ve böylece evlat edinme sürecimiz başladı. Bu süreç boyunca “evlat edin(il)me” durumunu küçük bir çocuğa gerçekçi bir biçimde açıklayan çok sayıda kitap bulunmadığını fark ettim. (Sanırım benim en önemli özelliklerimden bir tanesi de bu: öykülerimin çocuklar için gerçekçi olmasını ve çoğu resimli kitapta olduğu gibi çocukların öyküyü bir hayvanın gözünden ya da kendilerini öykü kahramanı olan hayvanlarla karşılaştırmak suretiyle değil de, öykülerimin içinde doğrudan kendilerini görebildikleri, başkahramanın çocuk olduğu gerçekçi bir öykü ve bu kahramanın sorduğu gerçek sorular suretiyle algılamalarını istiyorum. 
İşte, herşeyin biraraya gelerek yerli yerine oturduğu zaman o zamandı: evlat edinme sürecinde olan biz, öğretmenlik eğitimim ve işim, psikoloji öğrenimin ve kitapçıdaki işim (her daim milyonlarca kitap ile çevrelenmiş oluşum): Evlat edinilen küçük bir kız hakkında, onun bu konu ile ilgili hissettiklerinin, sorularının ve tedirginliklerinin neler olabileceği hakkında resimli bir öykü kitabı yazmayı denemeye karar verdim.

Saadet: İlk kitabınızın adı nedir ve kendinizi bir yazar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Pimm: İlk resimli kitabım “Rosita” bu şekilde ortaya çıktı ve bu kitabı çok sayıda başka kitap takip etti. Henüz 3 aylıkken bizimle birlikte yaşamaya başlayan küçük kızımız Moira, soruları ve içinde yaşadığımız dünyayı algılama şekliyle her daim ilham kaynağım oldu. 
Bu nedenle resimli kitap yazarı olmam konusunda en büyük ilham kaynağımın Moira olduğunu söyleyebilirim. 

Saadet: Çocuklar hakkında yazarken birtakım kaygılarınız oluyor mu? Örneğin, bir çocuğa ölümü anlatırken ona bir travma yaşatabileceğiniz ihtimalini düşündünüz mü hiç? Ve bir sonraki sorum şu olacak: Sizce çocuklarla ölüm gibi zor konuda nasıl konuşmak gerekir?

Pimm: Daha önce de belirttiğim gibi, ölümle, onun hakkında konuşmak ve onunla baş edebilmekle ilgili güçlükleri yaşayanlar çoğunlukla aslında ebeveynler ve yetişkinlerdir. İşte ben bu kitapları bu nedenle yazıyorum.
Kitabı alın, öyküyü çocuğunuza okuyun ve bırakın geri kalanı öykü ve çocuk halletsin. 
Sizin çok bir şey yapmanıza gerek yok – sadece öyküyü okuyun ve bırakın çocuğunuz kendi tepkisini versin.
Çoğunlukla, çocukların kendilerine ait fikirleri vardır. Onların fikirlerini dinleyin. Belki olayları nasıl ve neden o şekilde gördüğüne dair sorular sorabilirsiniz. 
Şahsen ben gerçeğin farkında olmanız gerektiğini ve ölüm konusunu çocuğunuzdan uzak tutmaya çalışmamanız ve/veya onlara ölümü aslında olduğundan daha az gerçekçi gösteren masallar anlatmamanız gerektiğini, bu hususlarda dikkatli olmanız gerektiğini düşünüyorum. Ölümü olduğundan daha çok ya da daha az sancılı/güzel/gerçek yapmamak gerekir. 
Ölüm uzun bir uyku DEĞİLDİR (ölümü uzun bir uyku olarak anlatmak çocuklara çok daha korkunç ve karmaşık gelebilir): Ölüm ölümdür!
Çocuklar çok zekidir ve siz bir şeyi onlardan uzak tutmaya ya da olduğundan daha önemsiz göstermeye çalıştığınızda bunu hissederler. 
Çocuklar ölüm gerçeğiyle kendi yapıcı yöntemlerini kullanarak baş ederler. Bu durum çocuktan çocuğa ve de çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir. Çok küçük çocukların ve 6/7 yaşındaki çocukların ölümle başa çıkma şekilleri farklılık gösterir. Örneğin çok küçük çocuklar ölümün geri çevrilebilir olduğunu düşünürken 6/7 ve daha üzeri yaşlardaki çocuklar ölümün daimi ve geri çevrilemez olduğunu algılarlar. 
Ve tüm çocuklar ölümle kendi yöntemleri ile baş ederler. Çoğunlukla bölümler halinde olur bu: bir an mutlu olup biraz sona üzgün olmak gibi. Yaslarını adeta parçalara bölerek tutarlar: kendilerine göre zamanlarda ve kendi yöntemleri ile. Yalnızca onlara bakın, onları gözlemleyin ve tutumlarına tepki verin.
Onlarla bu konuyu konuşun. Çocuğunuzu dinleyin, dürüst olmaya çalışın ve ona onun soruları yoluyla rehberlik etmeye çalışın, kendi (muhtemel) korkularınız yoluyla DEĞİL.

Saadet: Bir çocuk kitabı yazarken nelere dikkat edilmeli?

Pimm: Bence dikkat edilmesi gereken çok fazla şey yok aslında. Benim özellikle üzerinde durduğum nokta (küçük) çocuklara dünya hakkında her şeyi anlatmanın ve açıklamanın yollarını bulmaya çalışmak. Var olanı çocuklardan uzak tutmamaya, onun yerine tam olarak “her şeyi” onlara açıklamaya çalışıyorum. Benim odak noktam bu: “küçüklere (yaşama dair) büyük şeyleri” anlatmanın yollarını bulmak.
Çocuklarla empati kurmaya ve olaylara biraz olsun onların perspektifinden - bizden dünyayı onlara onların algılayabileceği ve anlayabileceği şekilde açıklamamızı isteyen bir perspektiften - bakmaya çalışıyorum. Bu müspet ilim değil. Çoğu zaman sezgisel olarak, olaylara bir çocuğun perspektifinden bakarak yazıyorum. 

Saadet: Hâlihazırda üzerinde çalıştığınız diğer bir kitabın da Türkçe’ye çevrileceğini duydum. Biz biraz bundan bahseder misiniz?

Pimm: Bu kitabın adı “Kaçarken”. Belçika’da ve Hollanda’da (“Op de vlucht”) adı ile çıktı ve birkaç ülkede daha okuyucu ile buluşacak. Danimarka, Almanya ve tabii ki Türkiye!
Bu kitap mültecilerle ve özellikle de mülteci çocuklarla ilgili. Bu sancılı ve zor konuyu çocuklara açıklayan bir öykü yazmak istedim.
Ve bilhassa bu öyküyü çünkü ne yazık ki küçük yaşta çocuklar bizzat bu ağır çileye maruz kalıyorlar. Onlara başlarına gelen durumla ilgili seslerini duyurma fırsatı vermeye ve bu sürece maruz kalmayan çocukları bu konu hakkında düşünmeye ve akranları ile bunu konuşmaya teşvik etmek istedim. 
Kitap gerçekçi bir kitap ve bu nedenle biraz karanlık ve acılı bir şekilde başlıyor, ancak kitabın geri kalan kısımlarında daha fazla ışık, renk, iyimserlik ve umut var.
Aron Dijkstra (kitabın çizeri) ile birlikte bu kitapta bunu başarmaya çalıştık.

Saadet: Yazarken nasıl hissediyorsunuz kendinizi? Bunu bizimle paylaşmak ister misiniz?

Pimm: Etrafımda gördüğüm her şeyden ilham alıyorum ve bu çoğunlukla Moira oldu/oluyor. O büyüdükçe, daha fazla şey beni çocuk kitapları yazmaya yöneltiyor.
Moira bana benim de bir zamanlar gördüğüm ancak artık kendi başıma göremediğim bir dünyaya bakmayı öğretiyor. O bana açık ve saf bir bakış açısını gösteriyor. Ve bu da öykü yazmak için çok güzel bir başlangıç noktası. Moira büyüdükçe (şu an 10 yaşında), bir şekilde, benim yazma şeklim de onunla birlikte büyüyor ve gelişiyor. Öykülerimin özü ve mesajı bir şekilde başka bir yöne kayıyor. Muhtemelen “Annem Her Yerde” yi “Sjuleke”’den önce yazamazdım. “Sjuleke” yi Moira 4 yaşında iken “Annem Her Yerde” yi o 8 yaşında iken yazdım. Sanırım öykülerimin sıralamasının kızımın gelişimi ile paralel gitmesinin nedeni bu ve bu durum öykülerimde ve kitaplarımda kendini gösteriyor. 
Beni bugün olduğum kişi yapan şey benim özgeçmişim. Bir eş, bir baba, bir öğretmen, bir psikolog, babam ve annemin oğlu, bir erkek kardeş, bir kitap satıcısı (önceden), evcil hayvan sahibi ve daha birçok şey. 
Resimli kitap ortaya çıkarma işi çocukların dünyayı adil ve gerçekçi bir biçimde anlayabilmeleri hususunda katkıda bulunmaya/onlara destek olmaya ve yardım etmeye çalışmaktan ibaret.
Ayrıca onlara kim olduklarını, onları neyin biricik yaptığını öğrenmeleri ve yaşadığımız dünyada nasıl kendileri olarak ve kendilerine inanarak ayakta durabileceklerine dair araçlar sunmaktan.

Saadet: Kitaplarınızı farklı coğrafyalarda görünce ne düşünüyor, ne hissediyorsunuz?

Pimm: Bu en güzel ve en özel duygulardan biri. Kitaplarımın tüm dünyada basılması ve okurla buluşması. Hollanda’dan Almanya ve İtalya’ya, Türkiye’den Çin’e çocukların ve ebeveynlerinin öykülerimizi okuyabiliyor olmaları. 
Öykülerim 14 farklı dilde (bkz. Wikipedi sayfam) basıldı ve hemen hemen dünyanın tüm ülkelerinde satın alınıp okunabilir.
Bizzat ben bunu algılayamıyorum. Kutsanmış ve onurlandırılmış hissediyorum.

Saadet: Sizce tüm duygular insanlar için ortak mıdır? Sizi daha çok okunur kılan bu algılama şekliniz mi?

Pimm: Kısaca belirtmem gerekirse: Bence yaşımız, cinsiyetimiz, inandığımız din, ten rengimiz ne ya da sevdiğimiz kim olursa olsun hepimiz hayatta aynı sorularla karşı karşıya geliyoruz. Hepimiz bu güzel dünyada yaşayan insanlarız. O nedenle hepimiz birbirimize birşeyler aktarabiliriz. “Kaçarken” adlı kitabımda Dr. F. M. Wibaut’tan bir alıntıya yer verdim. Bence bu alıntı herşeyi anlatıyor: 
Yalnızca bir ülke var: dünya
Yalnızca bir millet var: insan
Yalnızca tek bir inanç var: sevgi

Saadet: Bize biraz ülkenizdeki çocukların durumu hakkında bilgi verebilir misiniz?

Pimm: Sadece Hollanda’daki çocukların çoğunun kaygısız ve güvenli bir yaşam sürdüğünü söyleyebilirim. Bence çocukları dinlemek ve onlara, her şeyden önce, birbirimizden farklı olduğumuzu öğretmek çok önemli. Çocuklara öğreteceğimiz en önemli şey farkına varmak ve değer vermektir. Bence en önemli şey çocuklarınıza kendileri olmaktan gurur duymayı öğretmenizdir. 
Dünyada her daim sizden farklı düşünen, farklı görüşleri olan çocuklar ve yetişkinler olacaktır. 
Onları farklı düşünmeye ikna etmeli misiniz? Hayır! Dünyayı güzel yapan da budur zaten.
Herkesin kendi görüşüne sahip olma hakkı vardır. Olumsuz tepkilerin çoğu nefret, kıskançlık ve korku kaynaklıdır.
O nedenle yalnızca çocuklara ve sizi destekleyenlere, size kendinizi iyi hissettirenlere ve güç verenlere odaklanın.
Kendinize inanın ve gücünüzün sizi siz yapan, sizi biricik yapan unsurlardan kaynaklandığını bilin!!!
Şayet iki babanız varsa (tıpkı bizim kızımız Moira gibi): Bunun tadını çıkarın, bundan olabildiğince faydalanın ve dünyaya olduğunuz ve yaşam boyunca olageldiğiniz kişi olmaktan gurur duyduğunuzu gösterin ve bu yolu birlikte yürüdüğünüz insanlara odaklanın!
Nefret ve olumsuz düşünceyi göz ardı edin ve olumlu enerjiye, olumlu insanlara odaklanın: Bizi mutlu eden ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmemizi sağlayacak olan tam olarak budur.

Saadet: Bize gelecekle ilgili planlarınızdan söz eder misiniz?

Pimm: Her zaman hakkında öykü yazabileceğim çok sayıda fikrim olduğu için kendimi şanslı hissediyorum. Muhtemelen hakkında yazabileceğimden/gerçekleştirebileceğimden daha fazla fikrim olması lüksüne sahibim. 
Yayıncım “Clavis” bana bu öyküler üzerinde çalışma ve birlikte çalışmak istediğim çizerleri seçme fırsatı veriyor. 
Şimdiye dek neredeyse 16 kitap yazdım ve 12 farklı çizerle çalıştım. Bu benim için büyük bir mutluluk kaynağı. (bkz. www.pimmvanhest.nl ve https://nl.wikipedia.org/wiki/Pimm_van_Hest).
(Birlikte) bir kitap oluşturma süreci mucizevi bir durum. Hayatımın geri kalanında da bu işle uğraşmak en çok istediğim şey: bir şeyler yaratmak ve bunu dünyaya sunmak.
Sıradaki ve en yeni kitabımın adı “Sana kalbimi veriyorum”. Bu kitap yaşam döngüsünü konu alan manevi bir öyküden oluşuyor. Çocuklar için (ve tıpkı “Annem Her Yerde” ve “Kaçarken” gibi aynı zamanda yetişkinler için) bir sanat kitabı. Kitapta okura geçmiş, şimdi ve geleceğe dair çok hoş bir bakış sunan çok güzel kesme çıkarma faaliyetleri yer alıyor. Bu sıra dışı kitabı son derece yetenekli bir sanatçı olan Sassafras De Bruyn ile birlikte hazırladım. 
https://www.amazon.com/I-Give-You-My-Heart/dp/1605373567/ref=sr_1_4?ie=UTF8&qid=1490449689&sr=8-4&keywords=pimm+van+hest
Bu yıl içerisinde depremle ilgili eğitici bir kitap yayımlanacak (Margot Senden bu kitabın çizeri olacak). Yılın sonuna doğru ise küçük bir çocuk ve büyükbabasının ölüm ve küçük çocukların ölüm hakkında merak ettikleri her şeye dair konuşmaları konulu felsefi bir çocuk kitabım okurla buluşacak. Kitabın adı: “Belki ölmek bir kelebek olmak gibidir”, olacak. Kitabın çizeri Lisa Brandenburg olacak.
Ayrıca bir çocuk kitabı ile uğraşıyorum (bir tür çocuk romanı) ve günün birinde bir yetişkin romanı ile devam etmek istiyorum. Yeterince planım var yani :)

Saadet: Ebeveynler çocuklarına kitap okurken nelere dikkat etmeli? Bu konuda tavsiyeleriniz var mı?

Pimm: Önemli olan şu ki resimli kitaplar (küçük) çocuklara kendilerinin aslında kim olduğunu, dünyanın nasıl işlediğini, nasıl tepki vereceklerini ve dünya ile nasıl etkileşim kuracaklarını öğretir. 
Bence yetişkinler “yalnızca” öyküyü çocuklara okumalı ve gerisini öyküye ve çocuğa bırakmalıdır. Çoğu zaman öykünün içinden bir şeyleri çekip çocuğa göstermek zorunda değilsinizdir. Bırakın öykü işlevini yerine getirsin. Siz çocuğunuzun tepkilerine karşılık olarak tepki verin ve onunla etkileşime geçin. Onun sorularını cevaplayın, ifadelerine ve bulgularına tepki verin. 

Saadet: Umarım günün birinde Türkiye’de çocuklar için düzenlenen bir etkinlikte bir araya gelme fırsatı yakalarız. İlginiz için teşekkür ederim.

Pimm: Bunu gerçekten çok isterim Saadet, hem de çok!

Röportajın İngilizcesi için tıklayınız: 


Not: Kitabın Gergedan Yayıncılık tarafından basımı yapılan Annem Her Yerde üzerine tanıtım yazısı için tıklayınız: 

2 yorum:

  1. Çocukları hep olumsuzluklardan uzaklaştırmaya çalışırız. Etkilenip psikolojileri bozulmasın diye. Ölüm gibi bir konuyu çocuklara tüm gerçekliği ile anlatan bir kitap gerçekten ben de daha önce hiç duymamıştım. Aslında çocuklara herşeyi göstermeli ve anlatmalıyız, ama nasıl anlatmalıyız, ne derece anlatmalıyız. Kitabı okuduğumuzda çocuğumuz peşpeşe sorular sorduğunda anne baba olarak kullanacağımız kelimeler çok seçici olmalı, yoksa çocuğun kafası karışabilir. Bu kitap bize bunu öğretiyor ve gösteriyor olmalı. Bir de "Salt ölüm" müdür anlatmamız gereken, diğer taraftan manevi ve dini boyutu da var, sanırım kitabı okumalıyım. Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Okul öncesi gruba ait bir kitap Annem Her Yerde. Tavsiye ederim çünkü sahiden konuşmak için bir yol açıyor bizlere.

    YanıtlaSil