28 Şubat 2017 Salı

Sarı Papağanlar Mavi Papağanlar

Çocuk kitapları öyle bir defa okunup rafa yerleştirilmiyor, birkaç kez hatta bazen defalarca aynı kitabı okuyabilirsiniz. Bıkmaz çocuklar ve iyi ki öyle. Ben de bazen aynı kitabı okusam da başka cümleleri daha belirginmiş gibi geliyor. Sanırım okuyanın o anki algıda seçiciliğine de bağlı bu belirginlik. Evet bu şekilde defalarca okumaya maruz kalan bir kitabımız da “Sarı Papağanlar-Mavi Papağanlar”. Bu sefer önce kapağından başlayalım. İki ağaç gövdesinden gökyüzüne uzanan dallar ve yapraklar var, her dalda yaprakların bazılarının içine farklı dillerde bir şeyler yazılmış. Tüm dünya dilleri kitap boyunca bu yapraklara sığdırılmaya çabalanmış. Hal bu olunca hikayenin evrensel değer taşıyor olması kaçınılmazdı ve öyle de oluyor.
Ağaçların bir tanesinde sarı, diğerinde mavi papağanlar yaşıyor ve bunlar nesilden nesile aktarılan bir anlaşamama, bir yarış kulvarında enerjilerini tüketiyorlar. Sadece bu da değil, birbirlerine gagalarıyla zarar da veriyorlar. İnanılır gibi değil ama tartışma konuları o kadar komik ki. Örneğin biz sizden daha parlak renkteyiz, biz daha hızlıyız, bir daha yükseğe uçabiliyoruz, biz daha zekiyiz, biz gökyüzünü daha güzel yapıyoruz, biz biz biz. Ay o ara okurken yoruluyorsunuz o iyelik eklerinin söylediği anlamlardan. Neyse neyse elbette bu saçmalıkların türevleri yaşandığı için işleniyor bu konular hala. Çok da iyi yapıyor yazar çünkü bazen en basiti okurken anlayabilir insan neyin gereksiz ve anlamsız olduğunu. Neyse hemen dönüyorum o can alıcı kısma, bir gün bir yavru mavi papağan düşüyor sarı papağanların ağacının altına. Onu hemen sahipleniyor Altınperçem adındaki sarı papağan. Bakıp büyümesine yardımcı oluyor Gökmavi’nin. Böylece birbirlerinin farklılıklardan ziyade ortak noktalarını farkeden Altınperçem ve Gökmavi iyi birer arkadaş oluyorlar. Ortak noktalarını sıralayan yazarın en güzel belirlediği özelliklerden bazıları: “Mutlu olunca canlı bir sıçrayış, anlatacak bir sürü şey ve uyku vakti geldiğinde sıcacık bir yuva arayan kafalarının tüyleri içine gömülmesi.” Birbirlerine her geçen gün daha da bağlanan bu iki kuştan Gökmavi için uçma vakti gelmiş. Altınperçem ona bildiği her şeyi öğretip gökyüzüne salmış. Tam da yazarın dediği gibi “En iyi tavsiyelerin ve en güzel armağanların rengi yoktur.” İki kuş sadece gökyüzünde uçarlarken renklerinin farklı olduğunun ayırdına varmışlar. Sonra da nesilden nesile aktarılan düşmanlığın aslında nasıl da gereksiz olduğunu kavramışlar. O günden sonra daima birlikte uçan bu kuşların yeşil yedi yavruları olmuş. Ormanın rengini alan yavrular hepimize de iyi gelmedi mi? Fazla söze gerek yok, sadece örnek olsun Altınperçem ve Gökmavi papağanların hayatı bizlere. Gülen bir çift göz hele de çocukların olunca sizce de geri kalan her şey anlamsızlaşmıyor mu?

Manuela Monari’nin yazdığı, Silvia Vignale ile yazılanların resimlenerek canlandığı bu güzel kitap Nesin Yayınevi tarafından ve Burcu Yılmaz’ın çevirmenliğinde hayatımıza giriyor. Ayrıca belirtmek isterim kitabın arka kapağında hangi yaş çocuk grubuna ait olduğunu gösterir “yaş cetveli” yer alıyor. Bu cetvelin kararsız ebeveyn, hala, teyze, dayı, arkadaş, amca, kuzen vb için yol gösterici olabileceğini de söylemek gerekiyor. Belki de özel gün hediyeleri olarak herkes sevdiği bir küçüğün kocaman yüreğine bir kitapla yaklaşabilir.


Metnin Yayınlandığı Gazete

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder